reklam
reklam
DOLAR 43,1388 % 0.21
EURO 50,2459 % -0.08
STERLIN 57,9216 % -0.16
FRANG 53,8831 % 0.06
ALTIN 6.251,35 % 0,91
BITCOIN 90.595,63 -0.134
reklam

CHP'li Erol: Köylere dönüşe teşvik etmeliyiz

Yayınlanma Tarihi : Google News
CHP'li Erol: Köylere dönüşe teşvik etmeliyiz
reklam

Erol, konuşmasında yapılması gereken doğru işler için devletin takdir edici bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtirken, hataların ve eksikliklerin de açık bir şekilde dile getirilmesinin önemine vurgu yaptı.

Erol, 2020 Elazığ depremi sonrası ortaya çıkan rezerv alan planlamaları hakkında deneyimlerini paylaşarak, şu ifadeleri kullandı:

– “O dönemde, yeni rezerv alanların şehir dışında oluşturulmasına karşı çıkmıştık. 'Neden şehrin dışına deprem konutları inşa ediyorsunuz, bu durum şehir bütünlüğünü ve mahalle kültürünü zedeleyecek?' şeklinde eleştirilerde bulunmuştuk. Ancak Malatya depreminde görüldüğü gibi, mevcut yerleşim alanlarını yeniden inşa etmektense yeni yerleşim bölgelerinde TOKİ konutlarının yapılması, kentteki nüfus yoğunluğunu dağıtmak ve deprem anındaki riskleri minimize etmek açısından doğru bir strateji olmuştur. Bu karar için yetkili arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

– TOKİ bölgeleri yalnızca barınma alanı olarak kalmamalı; bu alanlar aynı zamanda bir yaşam merkezi olmalıdır. Mahalle kültürünün sürdürülmesini sağlamak amacıyla alışveriş merkezleri, sosyal alanlar, okullar ve halkın günlük ihtiyaçlarını karşılayacak ticari alanlar oluşturulmalıdır. Bu önerilerimiz de göz önünde bulundurularak TOKİ projelerine dahil edilmiştir.”

Milletvekili Erol, riskli alanların doğru bir şekilde anlatılmadığını ifade ederek, “Depremde konutlarınız zarar görürse, devlet mülkiyet sayınız kaç olursa olsun size bir konut sağlar. Ancak riskli alan farklı bir durumdur; mülkiyetiniz korunurken, proje bütünlüğü ve emlak değeri için bu önemlidir. Başta tepki gösteren vatandaşlar, daha sonra yararlanmayan mahallelerin durumunu görünce pişman oldular” dedi.

Elazığ depremi üzerinden sürecin zorluklarını anlatan Erol, “2020 yılında Elazığ'da sadece 3 bina yıkıldı ve 37 can kaybı yaşandı. Devlet, belediyeler ve tüm ilgili kurumlar müdahaleye geçtiler. Enkaz kaldırma süreci bir haftayı buldu; canlı kurtarma ihtimali varsa her taş dikkatlice kaldırıldı. 11 ilde yüz binlerce yıkık bina ve on binlerce can kaybı yaşanması süreci çok daha karmaşık hale getirdi” sözlerine yer verdi.

Deprem konutlarının kısa sürede tamamlanmasının altını çizen Erol, “Bu mesele siyasi bir konu değil, ulusal bir meseledir. İlimizde Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Tunç Soyer gibi belediye başkanları, her biri birer okul inşa etti. Belediye başkanlarının böyle bir yükümlülüğü olmasa bile gösterdikleri dayanışmayı takdir ediyorum. Hepsine teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

“KÖYLERE DÖNÜŞ TEŞVİK EDİLMELİ”

Erol, “500 bin konut projesini olumlu buluyorum ancak yerlerine katılmıyorum. Türkiye nüfusunun yüzde 93’ü büyük şehirlerde yaşıyor; köylere dönüşü teşvik etmek daha mantıklı olacaktır. Uzun vadeli ve düşük faizli kredi modelleri ile vatandaş kendi evini inşa edebilir.” ifadesini kullandı.

“MUNZUR VADİSİ ALEVİ TOPLUMU İÇİN İNANÇSAL BİR DEĞERDİR”

Tunceli'de gerçekleştirilen sit alanı değişikliği hakkında Erol, “Munzur Vadisi, sadece doğal bir alan değildir; Alevi toplumu için inançsal bir değerdir. Sayın Bakan'ın talimatıyla Munzur Vadisi ve Pülümür Vadisi, genişletilmiş sınırlarla yeniden birinci derece sit alanı olarak ilan edildi. Bu düzenleme, üç ay gibi kısa bir sürede gerçekleştirilmiş olup Alevi toplumu açısından oldukça anlamlıdır. Sayın Bakan'a ve emeği geçen tüm bürokratlara teşekkür ediyorum” dedi.

“DEPREME KARŞI MAĞDURİYETİ AZALTMAK İÇİN NÜFUS YOĞUNLUĞUNU DÜŞÜRMEK ŞART”

Erol, deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde nüfus yoğunluğunu azaltmanın önemini vurguladı. Erol, “Elazığ depreminde görüldüğü gibi, deprem esnasında mağduriyetleri azaltmak için nüfus yoğunluğunu düşürmek şart. Bir sokakta 1 binanın yıkılması ile 10 binanın yıkılması arasında fark yok. 11 ilde yüz binlerce konut inşa eden devlet, deprem riski olmayan bir alanda yeni bir sanayi kenti inşa edebilir. İstanbul ve Kocaeli gibi yüksek risk taşıyan sanayi bölgelerinde kimyasal fabrikalar yalnızca yıkılmaz, çevreyi ve havayı da kirletir. Deprem riskinin bulunmadığı bir alanda, altyapısı, sosyal donatı alanları, istihdam ve yaşam kültürü ile sıfırdan planlanmış bir model kent oluşturulabilir. 2011'deki Merkez Türkiye Projesi buna örnek teşkil etmektedir; sanayinin bulunduğu şehirler model alınarak, altyapı, sosyal donatılar, istihdam ve yaşam kültürü açısından örnek bir şehir yaratılabilir” şeklinde sözlerini sürdürdü.

reklam

YORUM YAP