reklam
reklam
DOLAR 43,2789 % 0.22
EURO 50,2002 % -0.1
STERLIN 57,9103 % -0.02
FRANG 53,8965 % 0.28
ALTIN 6.375,38 % -0,30
BITCOIN 95.000,00 -0.501
reklam

Faruk Eczacıbaşı NEFES’e konuştu: Yeni bir toplumsal model yaratmalıyız

Yayınlanma Tarihi : Google News
Faruk Eczacıbaşı NEFES’e konuştu: Yeni bir toplumsal model yaratmalıyız
reklam

ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES

Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) Başkanı Faruk Eczacıbaşı, iyilik için teknoloji vizyonunun toplumun tüm kesimlerine yayıldığı, yeni bir toplumsal model üretme cesaretini göstermiş bir Türkiye hayal ettiğini söyledi. Faruk Eczacıbaşı ile yapay zekanın geleceği ve Türkiye’nin bilgi toplumu olma yolundaki deneyimlerini konuştuk.

TBV'nin 30. Kuruluş yıldönümü kutlanıyor. Başladığınız dönemden bugüne bilişim alanında nerden nereye geldik, keşke şunlar da yapılsaydı dediğiniz projeler var mı?

TBV’nin kuruluş günlerine baktığımda, aslında bir dönemin kapanışını ve adını bile koyamadığımız yeni bir dönemin sessiz açılışını hissediyorduk. Dünyada internetten bahseden küçük bir azınlık vardı; küresel kullanıcı sayısı 39 milyondu, yani dünya nüfusunun binde yedisi. Bugün bu oran yüzde 73’e çıkmış durumda; insanlık görülmemiş bir bağlantılılık düzeyine taşındı.

Bizim için mesele hiçbir zaman kablolar, modüller, sunucular olmadı; teknolojik kırılımın insanı, kurumları ve toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğüydü. TBV bu soruyu sormak için kuruldu: “Bu değişim bize ne anlatıyor ve biz buna nasıl hazırlanacağız?” Bugün geriye baktığımda, Türkiye’nin dijital dönüşüm politikalarına katkımızı, dijital okuryazarlık ekosisteminin şekillenmesine verdiğimiz desteği ve kamu–özel sektör–STK–akademi iş birliği kültürünü oluşturmuş olmamızı “iyi ki yapmışız” diyorum. Keşke dediğim şey ise, bu kültürü ve iş birliği modelini toplumun çok daha geniş kesimine daha hızlı yayabilmiş olmak olurdu.

SİNERJİYİ DOĞRU YAKALAMAK GEREKİYOR

Sizce Türkiye bilgi toplumu olma yolunda geç mi kaldı, yapay zekadaki gelişmeleri de düşününce Türkiye bu alanda treni kaçırıyor mu? Bu alanda geç kalmamak için hangi adımlar atılabilir?

Türkiye, bilgi toplumu tartışmalarına çok erken girmiş bir ülke. İnternet Türkiye’de 30 bin kişinin kullandığı bir lüksken biz bu ülkenin geleceğini orada görüyorduk ve TBV’yi tam bu eşiği fark eden küçük bir grubun refleksiyle kurduk. Bilgi toplumu fikri bizim için, bireyin güçlendiği, sınırların anlamını yitirdiği, hiyerarşilerin esnediği yeni bir çağ demekti.

Bugün yapay zekâ, bu hikâyenin yeni kırılım noktası. Endüstri döneminin kurumları ve değerleri bu çağın ihtiyaçlarını taşımakta zorlanıyor; o yüzden mesele treni kaçırıp kaçırmaktan çok, yeni paradigmaya ne kadar bilinçle hazırlanabildiğimiz. Türkiye’nin genç nüfusu ve onların dönüşüme açık “akışkan beyin”leri ve deneyimle gelen kıdemlilerin “kristalleşmiş beyin”leri birlikte çalıştırabilmesi önemli olur. Bu sinerjiyi doğru yakalamak lazım. Geç kalmamak için teknolojiyi sadece rekabet ve verimlilik aracı olarak değil; doğru ve etik yönetişim, toplumsal fayda için bir model üretme zemini olarak görmek gerekiyor.

GENÇLER YÖN VEREN OLMALI

Artık her şey teknoloji ile bilgi ile ilerliyor. Bu dönemde gençlere neler önerirsiniz, başarılı olmak ya da bir adım öne geçmek için neler yapmalılar?

Bugün yapay zekâ ve gelişen teknolojiler, sadece birer araç değil; birlikte düşündüğümüz, ürettiğimiz ve karar verdiğimiz ortaklar hâline geliyor. Böyle bir dünyada gençlere sadece teknik beceriler kazanmalarını değil, geleceğin yetkinlikleri diyebileceğimiz daha derin bir seti önemsemelerini öneririm.

Sistem düşüncesi, etik muhakeme, ortak akıl üretme, krizlerde dayanıklılık ve belirsizliğin içinden değer çıkarabilme… Bunlar en az teknik bilgi kadar kritik. Dönüşüme açık, hızlı öğrenen yeniliklere açık, kendi nişini tanımlayabilen gençlerle, teknoloji sadece ekonomik büyüme değil, toplumsal güçlenme üreten bir aracına da dönüşebilir. Gençler için asıl mesele, bu yeni çağda sadece kullanıcı değil, yön veren özne olabilmek.

HERKES ÖĞRENME AŞAMASINDA

Türkiye'de yapay zekâ bilinirliği yüksek ama kullanımı düşük. Yapılan araştırmalar şirketlerin sadece yüzde 5'inin yapay zekayı kullandığını gösteriyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğru, bu bize aslında çok şey söylüyor. Ancak dünya o kadar çabuk bu uyum sağlayamıyor. Şu anda herkesin hâlâ öğrenme aşamasında olduğun düşünüyorum. Kavramsal farkındalıkla gerçek dönüşüm arasında ciddi bir mesafe var. Yapay zekâ, sadece birkaç yazılım projesiyle işletmeye eklemlenecek bir modül değil; ekonomiyi, yönetişimi ve toplumsal yapıyı yeniden tanımlayan bir kırılım.

Birçok kurumda teknolojiye yatırım yapmaktan daha zor olan, insan kaynağının ve kurum kültürünün dönüşümü. Mevcut iş yapış biçimlerini değiştirmek. Hiyerarşiye kadar değiştirecek bu perspektiflerini edinmek. Geleceğin yetkinlikleri, veriyle düşünmeyi, ortak aklı, etik çerçeveyi ve belirsizlik yönetimini birlikte gerektiriyor. Eğer bu dönüşüm yapılmazsa, yapay zekâ çok az kurumun verimlilik aracı olur; geri kalan içinse dışarıdan izlenen ama içine girilemeyen bir dünya olarak kalır.

UZUN VADELİ BİR ÇERÇEVEYE İHTİYACIMIZ VAR

Türkiye'nin ihracat kalemlerine ya da büyümeye katkı sunan üretim alanlarına baktığımızda yüksek teknoloji ürünlerinin payı düşük. Bu pay nasıl artırılabilir, artarsa bunun Türkiye ekonomisine katkısı ne kadar olur?

Bence burada asıl soru, “yüksek teknoloji ürünlerinin payını kaç puan artırırız?”dan çok, “Türkiye ekonomisinin yapısını nasıl dönüştürürüz?” sorusu. Çünkü yüksek teknoloji dediğimiz şey, sadece farklı bir ürün kümesi değil; emeğin, bilginin ve sermayenin nasıl birleştiğini kökten değiştiren bir üretim tarzı.

Bu payı artırmanın üç temel kaldıraçtan geçtiğini düşünüyorum:

Birincisi, odaklanmak. Her alanda biraz var olup hiçbir alanda derinleşemeyen bir yapıdan çıkmamız gerekiyor. Yapay zekâ, yeşil dönüşüm, biyoteknoloji, finansal teknolojiler gibi birkaç stratejik eksende “Türkiye’nin uzmanlık alanları”nı tarif eden, uzun vadeli ve partiler üstü bir çerçeveye ihtiyacımız var

İkincisi, insan kaynağı ve yetkinlikler. Yüksek teknoloji ürününü ortaya çıkaran şey, tek tek makineler değil; onları tasarlayan zihinler. Sadece kodlama bilen değil, sistem kurabilen; sadece teknik bilgiye sahip değil, etik ve toplumsal etkisini de düşünebilen bir kuşağa yatırım yapmak zorundayız.

Üçüncüsü, ekosistem ve yönetişim. Başta Çin olmak üzere diğer ülkelerin yaptığı gibi, bizim de hangi alanlarda iddialı olacağımızı uzun dönemli belirleyerek teşvik politikalarının oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Yüksek teknoloji üretimi; tek bir şirketin AR-GE bütçesiyle değil, kamunun alım politikalarıyla, finansmanın niteliğiyle, düzenleyici çerçevenin öngörülebilirliğiyle ve sivil toplumun katkısıyla oluşan bir iklimde filizleniyor. Özel sektör–kamu–STK–akademi dörtlüsünün birlikte çalışabildiği modeller geliştirebilirsek, sadece daha fazla patent değil, daha dayanıklı ve yenilikçi bir ekonomik yapı da üretmiş oluruz.

ORTA GELİR TUZAĞINDAN ÇIKIŞ İÇİN YOL HARİTASI

Bu pay artarsa ne olur?

Elbette ihracatımızın katma değeri yükselir, kişi başına gelir artar, bunlar işin görünen tarafı. Ama bence asıl etki, Türkiye’nin uzun zamandır tartıştığı orta gelir tuzağından çıkış için gerçek bir yol haritasının oluşması olur. Yüksek teknoloji ihracatı, sayılardan ibaret bir başlık değil; ekonominin, istihdamın ve toplumsal refahın hangi yöne doğru evrileceğinin göstergesi. Eğer bu dönüşümü insanı ve gezegeni merkeze alan bir anlayışla yapabilirsek, teknoloji aynı anda hem büyümenin hem de sürdürülebilirliğin taşıyıcısı hâline gelir.

İYİLİK İÇİN TEKNOLOJİ

Yapay zeka alanındaki çalışmalar daha çok ABD'deki teknoloji şirketlerinin tekelinde. Bu alandaki çalışmaların belli bir bölgede toplanması ne tür riskler yaratır?

Ben bunun çok da sürdürülebilir olduğunu sanmıyorum. Çin, daha 2025 yılının başında özellikle büyük dil modellerini yalnız ABD’nin kontrolüne bırakmayacağını hissettirdi. Yine de bugün yapay zekâ altyapısının ve büyük modellerin önemli bir kısmı, birkaç ülkede konumlanmış çok büyük şirketlerin kontrolünde. Eğer bu yapı sorgulanmadan devam ederse, teknolojinin geleceği çok dar bir elde yoğunlaşır ve hem ekonomik hem toplumsal eşitsizlikleri büyüten bir zemin ortaya çıkar. Sadece inovasyon gücü değil, karar alma mekanizmaları, veri akışları ve iş gücü dinamikleri de bu merkezlere bağımlı hale gelir.

Her büyük kırılımın bir de karanlık yüzü oluyor. Teknoloji sadece ilerleme üretmiyor; aynı hızla belirsizlik, kontrolsüzlük ve etik boşluklar da yaratıyor. Algoritmaların önyargıları, ekolojik tahribat, veri tekellerinin demokratik süreçleri zayıflatma riski… Eğer bu alanları tamamen kendi başına bırakırsak, teknoloji bizi dönüştürür ama nasıl bir şeye dönüştürdüğümüzü bilemeyiz. Bugün gördüğümüz merkezileşme eğilimi, kırılımın bu karanlık tarafını daha da büyütüyor.

Bu nedenle “iyilik için teknoloji” anlayışı sadece bir etik ilke değil, aynı zamanda bir yönetişim uyarısı. Yapay zekâ modellerinin birkaç coğrafyada ve birkaç dev şirketin kontrolünde yoğunlaşması; veri egemenliğinden kültürel çeşitliliğe, ekonomik rekabetten ulusal güvenliğe kadar pek çok alanda kırılganlık yaratıyor. Buna karşı geliştirilmesi gereken şey, şeffaf algoritmalar, hakkaniyetli veri kullanımı, erişilebilir altyapılar ve çok paydaşlı bir yönetişim modeli.

Kısacası mesele, “Türkiye bu rekabete nasıl yetişir?” sorusundan çok daha büyük: İnsanlığın ortak geleceğini ilgilendiren bir teknolojinin, mümkün olan en geniş katılımla ve en kapsayıcı değerlerle yönetilmesi gerekiyor.

HİYERARŞİLERİN ESNEDİĞİ BİR ÇAĞ

Siz bilişimde, teknolojide nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?

Ben, teknolojiyi sadece dünyayı açıklamak için kullanan değil; teknolojinin dönüştürdüğü dünyada bireylere, şirketlere, kamuya ve sivil topluma yeni bir yön bulmalarına yardımcı olabilen bir Türkiye hayal ediyorum. Toplumu, bireyin güçlendiği, sınırların anlamını yitirdiği, hiyerarşilerin esnediği bir çağ olarak gördüğümü söylemiştim.

İnsan ve gezegen merkezli teknoloji kavramının günlük hayatın parçası olduğu, teknolojinin sadece verimlilik için değil, sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda için de tasarlandığı bir ülke… Büyük şirketlerin elinde yoğunlaşan bir teknoloji geleceği yerine, iyilik için teknoloji vizyonunun toplumun tüm kesimlerine yayıldığı, yeni bir toplumsal model üretme cesaretini göstermiş bir Türkiye. TBV’nin 30 yıllık hikâyesini de, bu hayale doğru atılmış mütevazı ama kararlı adımlar olarak görüyorum.

YENİ PARADİGMA İNSANLA ŞEKİLLENİYOR

TBV olarak gelecek dönem projelerinizden bahsedebilir misiniz?

TBV olarak önümüzdeki dönemi, artık tekil projeler ya da dönemsel kampanyalar üzerinden değil, yepyeni bir paradigmaya geçişin inşası olarak görüyoruz. İçinde yaşadığımız Kırılım Çağı hızlı doğa bozulmalarının, jeopolitik gerilimlerin, ekonomik dalgalanmaların ve özellikle teknolojinin yarattığı kırılımın belirlediği bir dönem. Bu kırılım, sadece yeni dijital çözümler üretmeyi değil; eğitimden yönetişime, ekonomiden etik yapılara uzanan çok katmanlı yeni bir düşünce modelini zorunlu kılıyor. TBV’nin gelecek projeleri tam da bu dönüşüme cevap vermeyi amaçlıyor: Yapay zekâ, veri ekonomisi, ağ toplumları ve kırılım teknolojilerinin şekillendirdiği yeni hikâyeyi Türkiye için yönetilebilir, sürdürülebilir ve insan onurunu merkeze alan bir çerçeveye oturtmak.

Bu nedenle önceliğimiz, yapay zekânın ve yeni teknolojilerin yalnızca rekabet ya da verimlilik odaklı bir araç değil, sürdürülebilirlik ve toplum yararı için kullanılan bir paradigma haline gelmesine katkı sunmak. İnternetin getirdiği yatay ağ yapıları ile yapay zekânın temsil ettiği dikey bilişsel kapasitenin birbirine karıştığı bir çağdayız; bu iki alanın “combinational effect” dediğimiz birleşik etkisi, eski kurumları ve denetim mekanizmalarını hızla aşındırıyor. TBV, bu gri alanların yönetilebilmesi için şeffaf algoritmalara, etik veri kullanımına, sürdürülebilirlik temelli yeni performans göstergelerine ve çok paydaşlı denetim mekanizmalarına dayalı bir yönetişim modeli geliştirmeyi önceliyor. Projelerimizin ağırlık noktası hem kamunun hem özel sektörün hem de toplumun bu yeni paradigmaya güvenli, etik ve bilim temelli biçimde adapte olmasını sağlamak olacak.

Bu vizyonun doğal bir uzantısı olarak TBV, geleceğin yetkinliklerine odaklanan programları ölçeklendirmeye devam edecek. Çünkü yeni paradigma sadece teknolojiyle değil, insanla şekilleniyor. Eğitimde, yönetişimde ve ekonomide, veri okuryazarlığından etik muhakemeye, sistem düşüncesinden katılım mekanizmalarına kadar uzanan yeni bir yetkinlik setini Türkiye’ye yerleştirmek, TBV’nin uzun soluklu dönüşüm ajandasının merkezinde yer alıyor.

reklam

YORUM YAP

reklam

DÖVİZ KURLARI

  • Dolar DOLAR
    ALIŞ SATIŞ FARK
    43,2723 43,2789 % 0.22
  • Euro EURO
    ALIŞ SATIŞ FARK
    50,1923 50,2002 % -0.1
  • Sterlin İNG. STERLİNİ
    ALIŞ SATIŞ FARK
    57,8933 57,9103 % -0.02
  • Frang İSV. FRANGI
    ALIŞ SATIŞ FARK
    53,8682 53,8965 % 0.28
  • Kanada Doları KAN. DOLARI
    ALIŞ SATIŞ FARK
    31,0931 31,1046 % 0.09
  • Çeyrek Altın ÇEYREK ALTIN
    ALIŞ SATIŞ FARK
    10.199,34 10.423,75 % -0,30
  • Gram Altın GRAM ALTIN
    ALIŞ SATIŞ FARK
    6.374,59 6.375,38 % -0,30
  • Bitcoin BITCOIN
    FİYAT DEĞİŞİM
    95.000,00 -0.501
reklam

DÖVİZ ÇEVİRİCİ

  • Satış
    Alış