reklam
reklam
DOLAR 43,8784 % 0.07
EURO 51,7655 % 0.19
STERLIN 59,3833 % 0.26
FRANG 56,7418 % 0.13
ALTIN 7.330,48 % 0,70
BITCOIN 66.811,43 5.357
reklam

TTB'den Murat Çalık ve Tayfun Kahraman İçin Çağrı

Yayınlanma Tarihi : Google News
TTB'den Murat Çalık ve Tayfun Kahraman İçin Çağrı
reklam

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik gerçekleştirilen soruşturmalar nedeniyle tutuklanan ve kısa süre önce ameliyat geçiren Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ile Gezi Davası hükümlüsü, multipl skleroz (MS) hastası Tayfun Kahraman’ın sağlık durumları hakkında açıklamalarda bulundu.

Çalık ve Kahraman’ın yaşadığı sağlık sorunları sebebiyle cezaevi koşullarında barındırılmamaları gerektiğini dile getiren Azap, Türk Tabipleri Birliği olarak hükümlü ve tutukluların sağlık haklarıyla yakından ilgilendiklerini ifade etti.

Bireylerin başvuruları veya avukatları aracılığıyla elde edilen tıbbi dosyalar üzerinden, hekimlerden alınan bilgilerle oluşturulan bilim kurulları aracılığıyla raporlar hazırladıklarını belirten Azap, bunun yanı sıra cezaevlerindeki sağlık hakları ihlallerini de herhangi bir şikayet olmaksızın takip ettiklerini söyledi.

Azap, bu konularda insan hakları ve halk sağlığı kollari’nin çalışmalarını sürdürdüğünü vurguladı.

“Raporun Durumu Çok Endişe Vericiydi”

Daha önce kanser tedavisi gören ve tutuklu olduğu süre zarfında iki kez kemik biyopsisi yapılan Mehmet Murat Çalık’ın sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine avukatlarının kendilerine başvurduğunu aktaran Azap, şunları ifade etti:

– “Bir bilim heyeti oluşturmamız ve hastanın durumu hakkında bilimsel bir rapor hazırlamamız istendi. Bu doğrultuda 25 Temmuz’da bir bilim heyeti oluşturduk. Sayın Çalık, geçmişte kanser tedavisi görmüş ve iki farklı sebepten radyoterapi almış bir hastaydı. Asıl şikayeti ise iki buçuk ay içinde 20 kilodan fazla kilo kaybı ve boyunda yaşanan şişlikti. Bu sebeple, konu ile ilgili çeşitli branşlardan öğretim üyeleri ve bilim insanlarını içeren bir bilim kurulu oluşturduk.

– Avukatların sağladığı belgeler üzerinden hazırladığımız raporda tespit ettiğimiz durum oldukça endişe vericiydi. Sayın Çalık, 2000 yılında akut lösemi (kan kanseri) tanısı almış ve tedavi görmüştü. Kanser tedavisi gören bireylerde, uygulanan tedavilere bağlı olarak ve genetik yatkınlık ile çevresel etkenlerin etkisiyle ikinci veya üçüncü bir kanser gelişme riski önemli ölçüde yüksektir.

– Nitekim 2008 yılında, lösemiden bağımsız olarak, tükürük bezinde ikinci bir kanser gelişmiştir. İki ayrı kanser geçiren bir kişinin üçüncü bir kanser riski tıbbi literatürde oldukça yüksek, bu oran yüzde 17’nin üzerine çıkabilir. Kanserin en belirgin belirtileri arasında şişlik ve kilo kaybı vardır; Sayın Çalık’ta da bu bulgular mevcuttu. Neyse ki o dönemde yapılan örneklemeler sonucunda aktif bir kanser saptanmamıştı, bu sevindirici bir gelişmeydi.

“Olumsuz Yaşam Koşulları Yeni Kanserlerin Ortaya Çıkmasına Neden Olabilir”

– Ancak, cezaevi koşullarında izlenmesinin kanser riskini artıracağına dair bilimsel görüşümüzü kamuoyuna, avukatlar ve yetkili mercilere ilettik. Çünkü kanserin gelişiminde yalnızca genetik yapı değil, çevresel koşullar da önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda, vücudumuzda oluşan kanser hücrelerini etkisiz hale getiren savunma hücreleri ve tümörü bastıran genlerin çevre şartlarından etkilenebileceği iyi bilinmektedir.

– Aşırı fiziksel ve ruhsal stres durumları, tümör baskılayıcı genlerin işlevselliğini kaybetmesine neden olabilir. Bu duruma epigenetik denir. Genler mevcut olabilir fakat görevlerini yerine getiremez hale gelirler. Sonuç olarak, olumsuz yaşam koşulları ve yoğun stres, yeni tümörlerin ve kanserlerin gelişimine zemin hazırlar. Bu nedenle, Sayın Çalık’ın bu tür koşullardan uzak tutulması gerektiği, fiziksel ve psikolojik stresten uzakta, sağlıklı yaşam koşullarına sahip bir ortamda bulunmasının zorunlu olduğunu raporumuzda vurguladık.

– Ekibimizde hukukçular da yer almakta ve onları, özellikle tutukluluk halinin istisnai bir durum olduğunu belirtmişlerdir; tutuksuz yargılama mümkündür. Elbette herkes bir suçu varsa yargılanmalıdır ve hukuk herkes için eşit uygulanmalıdır. Ancak burada belirtilen husus, bireyin özel sağlık durumu nedeniyle yargılamanın tutuksuz olarak yapılmasının hem hasta hem de toplum vicdanı açısından daha uygun olacağıdır.”

“Bu Ameliyat Basit Bir İşlem Olarak Değerlendirilmemelidir”

Prof. Dr. Azap, raporun kamuoyuna duyurulmasının ardından adli makamlar tarafından dikkate alınmadığını ve Çalık'ın tutukluluğunun devam ettiğini ifade etti.

Çalık'ta daha sonra yeni bir kitle oluştuğunu ve geçen hafta bu kitlenin alındığını dile getiren Azap, şunları belirtti:

– “Kitlenin alınmasının ardından, çıkarılan bölgede yeniden bir şişlik oluştuğu bilgisi, avukatları tarafından bize iletildi. Bu ameliyatı basit bir lenf bezi çıkarımı olarak değerlendirmek hatalı olacaktır. Sayın Çalık daha önce aynı bölgeye kanser nedeniyle radyoterapi almış ve temmuz ayında da buradan lenf bezi çıkarılmıştı.

– Radyoterapi ve cerrahi müdahaleler, dokularda hasar ve yapışıklıklara neden olur. Boyun bölgesi, şah damarı, önemli sinirler ve toplardamarlar nedeniyle oldukça hassas bir bölgedir. Bu nedenle, yapışıklık bulunan bir alanda, şah damarına komşu bir lenf bezinin çıkarılması son derece riskli bir cerrahi işlemdir ve sonrasında çok yakın bir takip gerektirir.

“Cerrahi Müdahalelerin Takibi Hayati Önem Taşır”

Çalık hastaneden cezaevine taburcu edildikten sonra beklenmeyen bir komplikasyon geliştiğini ve şişlik oluştuğunu belirten Azap, şöyle konuştu:

– “Bu şişliğin kontrol edilmesi için, asıl tedavi ve takibin yapılması gereken merkez olan Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerine şehir hastanesine sevk yapılmıştır. Bu sevk, hastanın kendisi, yakınları ve avukatlarının itirazlarına rağmen gerçekleşmiştir. Oysa tıpta temel bir kural vardır; hastanın tedavisi ve takibi hangi merkezde yapılıyorsa, sonraki işlemlerin de aynı merkezde devam etmesi hasta sağlığı açısından en doğru yaklaşımdır.

– Özellikle cerrahi müdahalelerde, ameliyatı yapan ekip bölgeyi ve olası komplikasyonları en iyi bilen gruptur. Bu yüzden cerrahinin uygulandığı merkezde takip hayati öneme sahiptir. Bu nedenle şehir hastanesindeki meslektaşlarımız da haklı olarak hastanın, ameliyatını gerçekleştiren ekibin bulunduğu merkeze sevk edilmesi gerektiğini belirtmiş ve hasta yeniden Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Hastanesi’ne gönderilmiştir.

– Ancak bu aşamada hastanın tekrar cezaevine götürülmesi ve ardından yeniden hastaneye sevk edilmesi hem hasta hem de yakınları için büyük bir eziyete dönüşmüş, toplum vicdanını rahatsız eden olaylara sebep olmuştur.

Tayfun Kahraman'ın sağlık durumu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Azap, Kahraman’ın durumunun benzer özellikler taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Azap, Kahraman'da görülen MS hastalığının, ataklarla seyreden ve her atakta kişide kalıcı hasar bırakabilen bir hastalık olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

– “Bu hasarlar, yürüme, konuşma ve görme gibi temel işlevleri etkileyebilir. Her ne kadar atakları tedavi etmeye yönelik yöntemler mevcut olsa da oluşan hasar genellikle geri döndürülemez. Bu nedenle multipl sklerozda, tıpkı kanserde olduğu gibi, hastalığın ilerlemesini ve atakların gelişmesini önlemek son derece önemlidir.

– Tayfun Kahraman için de, takipleri sırasında ataklarının arası açıkken, 2015 yılında dava süreçleriyle birlikte ataklarının sıklaştığını biliyoruz. Özellikle cezaevine konulduğu zamanlardaki yaşam koşulları, fiziksel ve ruhsal stres, yetersiz beslenme gibi faktörler bu atakların hızlanmasına neden olmuş olabilir. Bu durum, bağışıklık sistemini düzenleyen genlerle ilgili problemleri de beraberinde getiriyor.

– Bu hastaların -deyim yerindeyse- özenle takip edilmesi gerekmekte ki hayatlarını kaliteli bir biçimde sürdürebilsinler. Hastalıklarının üstesinden gelebilmesi ve ataklardan korunabilmesi açısından, cezaevi koşullarında hizmet alabilmeleri pek mümkün görünmemektedir. Her iki hasta için de en uygun çözüm, hastalıklarıyla ilgili tedaviye rahat erişim sağlanabilecek, hastalıklarının tekrarlamayacağı koşullarda tutuksuz yargılanmalarının devam etmesidir.

– İnsani olan, tıbbi açıdan en uygun yaklaşım bu gibi gözükmektedir. Tayfun Kahraman ve Murat Çalık yalnız değildir. Kamuoyunda onlara yönelik büyük bir destek mevcuttur. Yaşadıkları koşullarda yargılanmaları toplumun vicdanını ciddi şekilde rahatsız etmekte. Ancak yalnız değiller derken bu durumun, benzer sağlıksal sıkıntılar yaşayan çok sayıda tutuklu ve hükümlü için geçerli olduğunu da belirtmek isterim. TTB olarak bu konularda takip çalışmalarımıza devam etmekteyiz ve önümüzdeki ay bir çalıştay gerçekleştireceğiz.

reklam

YORUM YAP