

Rusya ve İran’a yönelik petrol üretimi üzerindeki yaptırımlara rağmen, uzun yıllardır devam eden karaborsa ticaretinde ilk kez önemli sorunlar gözlemleniyor.
Bloomberg'den Javier Blas’ın haberine göre, yaklaşık günlük 1 milyar dolarlık bir hacme ulaşan karaborsa piyasası, bugüne kadar Washington ve Brüksel’in engellemelerine rağmen cazibesini korumuştu. Ancak, artık satılamayan milyonlarca varil ham petrol depolarda birikmeye başladı.
Bu olgu, sadece ABD ve Avrupa’nın artan yaptırımları ile açıklanamaz. Temel belirleyici faktör daha basit: Yaptırıma tabi olan petrolü satın alan ülkeler, makul fiyatlarla ve yasal yollarla sağlanabilecek alternatif kaynaklara kolayca ulaşabiliyor. Yaptırım kurallarına uymanın maliyeti gün geçtikçe daha düşük hale geliyor.
Alternatif Alıcılar
Yaptırımlı petrolün önemli alıcıları arasında yer alan Hindistan ve Türkiye, son 60 günde yaptırımsız varillere yönelmeye başladı. Bu değişim, satılamayan ham petrol fazlasının artmasına neden oldu.
Ana akım piyasalarda ise bu geçiş, arzı nispeten sıkılaştırarak fiyatlarda bir taban oluşturdu. Orta Doğu’daki çatışma riskinin de etkisiyle petrol fiyatları son iki ayda yaklaşık %10 yükseldi. Batı Teksas petrolünün varil fiyatı 64 dolar, Brent petrolünün ise 68 dolar seviyesinde işlem görmektedir. Bu durum, yaptırımlı petrol alımının getireceği risk ve zahmet göz önüne alındığında oldukça cazip bir fiyat olarak değerlendiriliyor.
Depolama Sorunu
Karaborsadaki arz fazlasının boyutunu belirlemek zor olsa da, tahminlere göre karadaki depolar ve denizdeki geçici “yüzer depolama” olarak kullanılan tankerlerde biriken stok 100 milyon varili aşmış durumda. Mevcut fiyatlarla ve yaptırımlı petrole uygulanan indirimlerle bile bu miktarın değeri en az 5 milyar dolar olarak hesaplanıyor.
Emtia veri şirketi Kpler, yalnızca yüzer depolamadaki Rus ve İran ham petrolü miktarını 58 milyon varil olarak tespit ettiklerini bildirdi. Bu rakam, geçen yılın başında yalnızca 6 milyon varildi.
Hindistan’ın Rolü
Çin’den sonra yaptırımlı petrolün en büyük alıcısı olan Hindistan, tabloyu anlamak için önemli bir noktada yer alıyor. Zirve döneminde günde 2 milyon varilin üzerinde yaptırımlı petrol satın alan Yeni Delhi, 2019 yılında ABD ve Avrupa Birliği baskısıyla İran’dan ithalatı durdurmak zorunda kalmıştı. Ancak son dönemde Rus petrolü alımlarını azaltmaya yöneldi.
Ocak ayında Hindistan’ın Rusya’dan yaptığı ithalat günlük yaklaşık 1,3 milyon varile geriledi. Bu rakam, geçen yılın ortasına göre yaklaşık %35’lik bir düşüş anlamına geliyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın, Yeni Delhi’nin Rus petrolünü tamamen durdurmayı kabul ettiğini belirtmesine rağmen, kısa vadede tam bir kesinti beklenmiyor. Sektör kaynakları, Şubat ve Mart aylarında alımların 800-900 bin varile gerileyebileceğini, bunun da zirve seviyenin yarısından azına denk geldiğini aktarıyor. Bu durum ABD açısından yeterli olabilir.
Hindistan rafinerileri, Orta Doğu, Batı Afrika, Brezilya, Guyana, ABD ve hatta Arjantin’den yaptırımsız petrol tedarik ediyor. Ülkeye yapılan son ziyarette rafineriler, alternatif kaynak bulmanın beklediklerinden daha kolay olduğunu dile getirdi.
Yaptırımsız varillerin maliyeti daha yüksek olsa da petrol fiyatlarının 80-100 dolar yerine 60 dolar civarında seyretmesi, geçişin maliyetini katlanılabilir kıyor. Fiyatlar daha yüksek olsaydı, Hindistan ve diğer alıcıların yaptırımlı petrolden tamamen uzaklaşmasının zor olacağı öngörülüyor.
Venezuela’nın Etkisi
Venezuela petrolünün artık yaptırım listesinde olmaması da dengeleri değiştirdi. Bu gelişme, günlük yaklaşık 800 bin varilin yaptırım kapsamından çıkarılarak normal piyasaya dahil edilmesini sağladı. Hindistan da bu kaynağa yönelen ülkeler arasında yer alıyor.
Rusya ve İran, satılamayan varillere rağmen üretimi sürdürüyor ve fazla arzı depolamaya yöneliyor. Ancak depolama kapasitesinin fiziksel sınırları bulunmakta. Tankerlerin yüzer depo olarak kullanılması iki ülkeye zaman kazandırsa da, ya yeni alıcılar bulması ya da üretim kısıtlamalarına gitmesi gerekecek.
Bir diğer olasılık ise Moskova ve Tahran’ın Beyaz Saray ile yaptırımların hafifletilmesi veya kaldırılması için bir anlaşmaya varmasıdır. Ancak bu senaryonun kısa vadede gerçekleşmesi beklenmiyor.
Çin’in Stratejik Önemi
Bu süreçte en belirleyici aktörlerden biri de Çin. Pekin, İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yaklaşık %95’ini, Rusya’nın ise yaklaşık %60’ını alıyor. Açık bir şekilde belirtmek gerekir ki, Çin olmadan yaptırımlı petrol piyasası varlığını sürdüremez.
İran ve Rusya, ekonomilerini ayakta tutabilmek için petrol satışı yaparken; Çin, indirimli enerjiye ve Orta Doğu ile Moskova üzerinde siyasi etkisini artırmaya çalışıyor. Geçtiğimiz ay, Çinli rafineriler, Venezuela’dan gelen arz kaybını telafi etmek amacıyla Rus petrolü alımlarını rekor seviyelere yaklaştırdı.
Teorik olarak, Çin, Hindistan ve Türkiye’nin almadığı varilleri stratejik petrol rezervlerinde depolayarak daha fazla alım yapabilir. Pekin’in bu süreçte atacağı adım, küresel piyasa açısından belirleyici bir etken olacaktır. Eğer yaptırımlı petrol piyasasındaki fazlayı emmezse Rusya ve İran üretimi kısıntısına gitmek zorunda kalacak ve bu da küresel fiyatları yukarı itebilir. Aksi halde, Çin yaptırımlı petrol alımını artırıp yaptırımsız varil alımlarını düşürürse, piyasada arz artabilir ve fiyatlar düşebilir.
Bu durum, bir kez daha stratejik bir kaynağın küresel dengeleri üzerinde ne kadar belirleyici bir rol oynadığını göstermektedir.



DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN