

TMMOB Şehir Plancıları Odası, 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen, adalet talebini yineleyen 10 maddelik bir açıklamada bulundu. Açıklamada, “Adalet, varsayımlar üzerine değil, kanıta dayanarak inşa edilir. Yıkımın sebepleri, yetersiz önlemler ve ihmal zinciri ortaya konulmadan adalet sağlanamaz.” ifadeleri yer aldı.
Açıklama, şu maddelerle devam etti:
“Güvenli yaşam hakkı herkes için eşit ve eksiksiz bir şekilde sağlanmalıdır.”
1 – Deprem, herkesi eşit etkilemedi; mekansal, sınıfsal ve toplumsal farklılıklar, yıkımın ve kayıpların bazı kesimler üzerinde çok daha büyük etkiler yarattı. Bu durum, adalet mücadelesinin nereden başlatılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Güvenli yaşam hakkı, herkes için eşit ve tam olarak sağlanmalıdır. Adalet, yalnızca eşitliği soyut bir ilke olarak değil, somut bir hak olarak savunmaktır.
2 – Güvenli barınma, sağlıklı çevre ve afetlere karşı korunma hakkı bir ayrıcalık değil, devletin herkes için eşit bir şekilde sağlamak zorunda olduğu evrensel bir insan hakkıdır. Deprem bölgesinde bu hakkın eşit olarak sağlanmadığı açıktır. Yaşam hakkının korunması, hiçbir sosyal grup için ayrımcılık olmamalıdır. Adalet, herkesin eşit korunma hakkını koşulsuz olarak güvence altına almalıdır.
3 – Adalet, varsayımlar üzerine değil, somut verilere dayanır. Yıkımın sebepleri, alınmayan önlemler ve ihmal zinciri net bir şekilde aydınlatılmadıkça adalet sağlanamaz. Gerçekler, adaletin temel dayanağıdır. Veriler açıklanmadığı sürece adalet sağlanamaz. Depremle ilgili tüm verilerin, süreçlerin, hazırlıkların ve sorumlulukların eksiksiz olarak kamuoyuyla paylaşılması, hesap verebilirliğin temel koşuludur. Adalet, sorumluluğu belgeleyen gerçeklerin eksiksiz biçimde sunulmasını gerektirir.
Eşitsizliğe Dikkat
4 – Devletin temel sorumluluğu, risk altında olan tüm bireyleri eşit şekilde korumaktır. Bu yükümlülük, şehirlerimizin güvenli yaşam alanlarına sahip olabilmesi için gerekli olan afet öncesi risk yönetimi, müdahale aşamaları ve sonrası iyileştirme süreçlerinin her aşamasında eksiksiz biçimde yerine getirilmelidir; hiçbir kesim geride bırakılmamalıdır. Kamusal sorumluluk, zamana, koşullara ya da önceliklere göre askıya alınamaz.
Adalet, kamusal sorumluluğun derhal ve eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesidir.
5 – Yoksulluk, göçmenlik ve sosyal güvencesizlik, depremin etkisini artıran en belirgin zayıflık alanlarıydı. Bu topluluklar, hem deprem öncesinde hem de sonrasında en savunmasız gruplar olarak kalmıştır. Eşitsizlik, depremin kendisi değil; depremin sonuçlarını ağırlaştıran temel etkendir. En kırılgan kesimlerin savunmasız bırakıldığı bir ortamda adalet sağlanamaz. Adalet, en kırılgan kesimlere öncelik veren politikalarla hayata geçirilmelidir.
6 – Depremle ilgili sorumluluğu bulunan birey ve kurumlara yönelik hukuki süreçlerin belirsizliği sürmektedir. Gerçek sorunlar tespit edilmediği, kamusal sorumluluk üstlenilmediği ve yaptırımlar uygulanmadığı bir ortamda adaletten söz etmek imkansızdır. Soruşturma ve yargı süreçlerinin işlemediği her gün, güvensizlik artmaktadır. Adalet, sorumluların hesap vermesi ve yaptırımların hayata geçmesiyle mümkündür.
7 – Deprem sonrası yeniden inşa süreci, eşitsizlikleri azaltacak net ölçütlerden ziyade, plansız bir inşaat ve belirsiz önceliklerle devam etmektedir. Bazı bölgelerde ilerleme hızlanırken, diğerlerinde en temel ihtiyaçların bile karşılanamadığı gözlemlenmektedir. İhtiyacın en fazla olduğu bölgelerin, en az kaynakla desteklenmesi, yeniden inşayı yeni bir adaletsizlik alanına dönüştürmektedir. Adalet, yeniden inşanın seçici değil, adil olmasını zorunlu kılar.
Toplumsal İyileşme için Adalet
8 – Her bireyin güvenli, erişilebilir, sağlıklı ve kaliteli hizmetlere sahip şehirlerde yaşama hakkı bulunmaktadır. Deprem bölgesinde bu hak ciddi şekilde ihlal edilmiştir. Yurttaşlar, eşit olmayan mekansal, sosyal ve ekonomik koşullara zorlanmıştır. Kent hakkı, yalnızca barınmayı değil; yaşam kalitesini belirleyen güvenli yapıları, sağlıklı çevreyi, erişilebilir kamu hizmetlerini, altyapıyı, ulaşımı ve birlikte yaşamı sağlayan tüm unsurları kapsar. Adalet, kent hakkının tüm yurttaşlar için eksiksiz olarak tanınmasıdır.
9 – İyileşme, zamanın kendiliğinden getirdiği bir süreç değildir. Toplumsal iyileşme ancak adaletle mümkün olur. Yaraların sarılması, kayıpların anılması ve güvenli bir geleceğin inşa edilmesi için sorumlulukların açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması şarttır. Aksi takdirde eşitsizlik derinleşir, güvensizlik kalıcı hale gelir. Adalet, iyileşmenin ön şartıdır.
10 – Bu felaketin yarattığı acılar asla unutulmamalıdır; sorumluların hesap vermesi ve herkesin eşit yaşam hakkına sahip olabilmesi adına adalet talebimizi yinelemekteyiz. Bu talep, geçmişin acılarına duyulan saygı ile gelecekte benzer yıkımların yaşanmaması sorumluluğuna dayanmaktadır. Bu talep, hem kaybettiklerimize hem de geleceğimize karşı bir borçtur.


