

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye'nin farklı noktalarından gelen emekçilerle, TBMM Tören Salonu'nda düzenlenen iftar programında bir araya geldi.
İftara; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, milletvekilleri, TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, MEMUR-SEN Genel Başkanı Ali Yalçın ve TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken de katıldı.
“ORMAN KANUNLARININ GEÇERLİ OLDUĞU BİR DÖNEME GİRMİŞ BULUNUYORUZ”
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, emek temsilcileriyle aynı sofrada bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, Ramazan ayının Türkiye’ye, İslam dünyasına ve tüm insanlığa huzur ve barış getirmesi temennisinde bulundu.
Kurtulmuş, “Sizleri bu çatı altında ağırlamakta, Türkiye demokrasisinin kalbi olan, milli iradenin merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sizlerle birlikte bu iftar sofrasında bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz” dedi.
“Bu ramazan ayının manevi ikliminin oluşturduğu bu güzelliklerin de başta ülkemiz olmak üzere bütün İslam dünyasına ve bütün insanlara huzur, barış, esenlik getirmesini temenni ediyorum” diyen Kurtulmuş, şöyle konuştu:
- “Ümit ediyorum ki içinden geçmekte olduğumuz bu zor dönemin koşulları en kısa süre içerisinde değişir ve başta Türkiye olmak üzere bütün Müslüman ülkeler huzur ve selamete ererler. Değerli kardeşlerim, gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz. Ne kadar süreceğini ve ne kadar zorlukların artacağını bilmediğimiz bir sürecin başlangıcındayız. Bunu sadece etrafımızdaki bir takım savaşlar, çatışmalar dolayısıyla söylemiyorum.”
- “Esası itibarıyla dünyada şimdiye kadar alışık olduğumuz, kabul ettiğimiz, neredeyse ne kadar kural varsa bunların hepsinin altüst olduğu; kuralın yerine kuralsızlığın geçtiği, dünyada ne kadar kurum varsa bu kurumların hemen hiçbirisinin geçerliliğinin kalmadığı bir süreci yaşıyoruz. Güç kimdeyse, elinde hangi güç varsa onu kullanarak güçsüz gördüğünü istediği gibi terbiye etmeye çalıştığı, orman kanunlarının geçerli olduğu bir döneme girmiş bulunuyoruz.”
- “Onun için ısrarla her sofrada ifade ettiğimiz gibi içinde dönüp yaşadığımız dönemin şartları bizi çok daha uyanık olmaya mecbur bırakmaktadır. Çok daha güçlü olmak, olan biteni çok iyi anlamak ve kendi içimizde birliği, beraberliği, kardeşliği tahkim etmek mecburiyetindeyiz. Başka şansımız yoktur. Çünkü Türkiye diğer ülkeler gibi değildir.”
- “Bütün muhataplarının hem bölgesinde büyük bir güç olarak telakki ettiği hem tarihsel olarak getirmiş olduğu mirasına her an sahip çıkabilecek bir güç ve potansiyele sahip olduğunu gördüğü oldukça önemli bir ülkedir. Böyle baktığınız zaman Türkiye sıradan bir ülke değildir, bu aziz millet de sıradan bir millet değildir.”
- “Onun için üzerimize yönelen bakışlar, Türkiye’ye karşı dostun da düşmanın da bakışları başka bir ülkeyi değerlendirdiklerinden çok daha farklıdır. Düşmanlarımız, rakiplerimiz Türkiye’nin güçlü bir şekilde ayakta durmamasını isterler. Aynı şekilde dostlarımız ve bizden bir şekilde dostluk sözleri duymak isteyenler de Türkiye’nin daha güçlü olmasını, ayaklarını daha sağlam bir şekilde yere basmasını arzu eder.”
- “Onun için bizler elimizdeki bütün imkanları seferber ederek her alanda barışı, iç huzuru, güvenliğimizi ve kardeşliğimizi tesis etmek mecburiyetindeyiz.”
“TÜRKİYE’NİN HER KÖYÜNDE, HER BELDESİNDE SADECE KARDEŞLİK TÜRKÜLERİ SÖYLENECEK”
- “Bu çerçevede özellikle Türkiye’nin büyük bir demokratik başarısı olarak önümüzde duran, Meclis’te oluşturulan komisyon vardır. Adıyla nihai raporunun hazırlandığı Terörsüz Türkiye ile ilgili Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporu Türkiye’nin geleceği ile ilgili ümitvar olmamız için fevkalade değerli bir çalışmadır.”
- “Türkiye’deki bütün siyasi partiler, bir parti hariç, bu komisyon toplantılarına katılmış; Türkiye’nin bütün kesimleri neredeyse dinlenmiş ve herkes ne söyleyecekse söylemiştir. Böylece artık 103 yıllık Cumhuriyet'imizin yaklaşık 50 yılını esir alan terör belasından Türkiye’nin kurtulması için ne gerekirse onun yapılması fikri ortaya konulmuş ve sonuç bir ana fikir olarak, bir yol haritası olarak ortaya çıkmıştır.”
- “İşin bundan da önemli tarafı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki siyasi partiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin muktedir olduğunu, en zor meseleleri bile çözebilecek bir demokratik olgunluğa sahip olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bunun yanında milletimizin çok büyük bir çoğunluğu da, eskilerin tabiriyle kahir ekseriyetin, makul çoğunluğun, Türkiye’deki bu çalışmaya yürekten destek verdiğini ve bir an evvel bu işin tamamıyla sonlandırılmasıyla ilgili dilek ve temennilerini ifade etmiştir.”
- “Ümit ediyorum ki böylesine zor bir süreçte inşallah Türkiye bu meseleyi de geride bırakacak ve artık bu ülkenin her yerinde, her köşesinde sadece kardeşliğin diliyle konuşulacaktır. Türkiye’nin her köyünde, her mezrasında sadece kardeşlik türküleri söylenecektir. Bu çerçevede iş dünyasında da barışın ve sükunetin sağlanması, iş dünyasında da karşılıklı olarak işçi, işveren ve devlet güçlü olarak bu barışın ve esenliğin sağlanması, birliğin ve dirliğin tahkim edilmesi bakımından fevkalade önemlidir.”
“BÜTÜN İNSANLARIN ORTAK OLAN TEK VARLIĞI EMEKTİR”
- “Önümüzdeki dönemde emekle ilgili konuşulacak konuların en başında gelen husus emeğin değeri konusudur. Çünkü emek niye değerlidir? Emek niye kutsaldır? Çünkü ülkelerin bir kısmının yeraltı zenginlikleri olabilir, bir kısmının yerüstü zenginlikleri olabilir, kiminin serveti olabilir, kiminin çok büyük zenginlikleri olabilir. Ama bütün insanların ortak olan tek varlığı emektir.”
- “Yani herkesin emeği vardır ve herkesin emeğinin değerinin korunması önemlidir. Zaten başından itibaren insanlık tarihi boyunca çalışma hayatı ile ilgili verilen mücadelenin de ana fikri bu terminoloji etrafında dönmek durumundadır. Emeğin değeri bilinmezse, emeğin kadr-i kıymeti bilinmezse o toplumda birliğin olması, o toplumda paylaşmanın olması asla mümkün olmaz.”
- “Şu anda dünyada maalesef en temel sorunlardan birisi; savaşlardan bahsediyoruz, çatışmalardan bahsediyoruz, enerji arzındaki sıkıntılardan bahsediyoruz, iklim değişikliklerinden bahsediyoruz ama çok uzun bir süredir belki de dünyanın en önemli sorunu gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Bunların hiçbirisi olmasa bile gelir dağılımındaki adaletsizlik dünyanın çivisini çıkarmaya yeter de artar.”
- “Özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte ve özellikle 1970’lerden sonraki süreçte, yani yüksek teknolojilerin hızlı bir şekilde dünyada yayılmasıyla birlikte gelir dağılımındaki adalet dünyanın hemen her ülkesinde, her bölgesinde alabildiğince açılmıştır. Bu dünyanın en temel sorunlarından birisidir. Bunun için emeğin değerinin bilinmesi, emeğin değerinin korunması en temel siyasal ödevlerimizden, toplumsal ödevlerimizden birisidir.”
- “Dünyada adaletin sağlanabilmesinin en temel şartlarından birisi de gelir dağılımındaki adaletin tesis edilmesidir. Gelir dağılımında adalet olmazsa toplumsal sınıflar arasındaki gerilim başka hiçbir şey olmaksızın zaten artmaya müsait hale gelir. Orta sınıf çöker. Orta sınıf çöktüğü zaman zengin ile fakir arasındaki uçurum, ayrı çatışma konularını da gündeme getirir.”
- “Onun için diyoruz ki gelir dağılımı adaletine odaklanan, bunun için emeğin değerini artırmayı temel felsefesi olarak kabul eden ve böylece adaletli bir ekonomik düzeni kurmak isteyen niyetler ve bu yöndeki çabalar fevkalade önemlidir ve dünya barışına büyük bir katkı sunar.”
“KORKARIM Kİ ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE GELİR DAĞILIMI İLE İLGİLİ ADALETSİZLİK GİDEREK ARTACAK”
- “Özellikle 1970’lerden itibaren var olan dünyadaki bu büyük dengesizliğe ilave olarak son dönemlerde yaşadığımız bazı gelişmelerle birlikte özellikle iki temel gelişme ile birlikte dünyada korkarım ki önümüzdeki dönemde gelir dağılımı ile ilgili adaletsizlik giderek artacaktır. Bunlardan bir tanesi yüksek teknolojilerin gelişmesi, özellikle dijitalleşmenin artması, özellikle robotik alandaki gelişmeler ve yapay zekanın gelişmesiyle birlikte emek alanıyla ilgili çok yeni tartışmalar ortaya çıkmaktadır.”
- “Ayrıca sadece emek ve ekonomi ile ilgili değil, bu konudaki gelişmeler hukuk alanında da ciddi tartışmaları beraberinde getirecektir. Zaten 70’li yıllarda özellikle iki temel teknolojinin, bilgi teknolojileri ve uzay teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte emeğin bu anlamda değersizleşmesi ya da makinelerin, robotların ve giderek yapay zekanın emeğin ve insanın zihinsel ürünlerinin yerini almasıyla birlikte bambaşka bir iş dünyası çerçevesi ortaya çıkıyor. Burada bizim hem gelişmeleri çok yakından takip etmek hem de bu gelişmelerle birlikte emeğin değerini korumak gibi bir vazifemiz olduğunun altını çizmek istiyorum.”
“SAVAŞ OLUR, SAVAŞIN BEDELİNİ KİMSESİZ, ÇARESİZ KADINLAR VE ÇOCUKLAR ÖDER”
- “İkinci alan ise yine emeği birinci derecede ilgilendiren önemli gelişmelerden birisi yaşadığımız döneme ilişkin kırılganlıklardır. Çatışmaların, savaşların, hem bölgesel hem ülkeler arasında hem de ülkelerin kendi içinde; enerji nakil hatları üzerindeki enerji lojistiği ile ilgili yaşanan fevkalade büyük sıkıntıların, jeostratejik bir takım gerilimlerin ve kırılganlıkların dünyadaki ekonominin genel gidişatını da fevkalade derinden ve çarpıcı şekilde etkileyeceği aşikardır.”
- “Bütün bu gelişmelerin doğrudan doğruya hepsi emeği, işçiyi, emeğiyle alın teriyle çalışan insanları yakından etkilemektedir. Dünyada bugün bütün bu gelişmelerle birlikte hem karşımıza ciddi bir işsizlik sorunu çıktığı gibi aynı zamanda bir başka büyük sorun da bizim ülkemizde de ortaya çıkıyor. O da bir işi olup çalıştığı halde geçinemeyen çok büyük kitlelerin varlığıdır.”
- “İnsanlık için hem ekonomik sistem hem siyasal sistem bakımından üzerinde düşünmemiz gereken hususlardan birisi budur. Şunu da biliyoruz ki hem yakın tarihimiz itibarıyla dünya tarihi itibarıyla hem de bütün dünyanın geçmiş türbülanslı dönemlerine baktığımız zaman bu dönemlerde bedel hep birileri tarafından, hep daha alt kesimler tarafından ödenir.”
“NETANYAHU'DAN OLSA OLSA OLSA İKİNCİ DAVUT DEĞİL, İKİNCİ HİTLER ÇIKAR”
- “Savaş olur, savaşın bedelini kimsesiz, çaresiz kadınlar ve çocuklar öder. Enerji fiyatları yükselir, bunun bedelini emeğiyle çalışmak durumunda olan insanlar öder. Ya işinden olur ya da aldığı ücret geriye doğru çekilir. Yani bugün de yaşadığımız dönemin öyle görünüyor ki önümüzdeki süreçte bedelini ödeyecek olanlar sıradan insanlardır, gariban insanlardır. Türkiye’nin ve dünyanın bütün toplumlarında özellikle alt gelir gruplarındaki insanlar bu gelişmelerin bedelini ödeyeceklerdir, ödemeye de maalesef devam ediyorlar. Gazze’de bir savaş devam ediyor. Üçüncü yılını dolduruyor.”
- “Gazze ile ilgili bir cümle ilave söylemeye gerek yok. Ne söylenmesi gerekiyorsa her şey söyleniyor. Orada bir yerde söyledim, bir daha tekrarlayacağım. Birileri Netanyahu’ya gaz veriyorlar. 'İkinci Davut’sun' diyorlar. Yani 'sen yürüyüp Davut’un krallığını kuracaksın' diye dini bir misyonla donatmaya çalışıyorlar. Netanyahu'dan olsa olsa olsa ikinci Davut değil, ikinci Hitler çıkar, ikinci Führer çıkar. O istikamette ilerliyor. Dünyada Gazze’deki bedeli en ağır şekilde çocuklar, kadınlar ve yaşlılar ödüyor. Şifa Hastanesi'nde öldürülenlerle, İran'da ilkokulda öldürülen çocukların acısı aynıdır.”
- “Onun için bizim Türkiye olarak hem bölgemizdeki gelişmelerden hem de dünyadaki bu küresel türbülanslardan etkilenmemek için daha sıkı şekilde birliği, dirliği, kardeşliği artırmak zorundayız. Aramıza bu ülkede de yapıldı. Uzun yıllar boyunca bu milleti insanların sımsıkı sarılıp kucaklaşmasın diye nice fitneler, nice oyunlar oynandığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. 80 öncesi sağ-sol diye böldükleri ve maalesef binlerce gencecik insanın toprağın altına gitmesine vesile oldukları o çatışma Türk halkının kendi iç kavgası değildi. Emperyalistlerin bize tahmil ettiği bir çatışmaydı. Alevi-Sünni meselesini yapmaya çalıştılar, onu da geçtik. Türk-Kürt meselesini yapmaya çalıştılar, onu da geçtik. Bu millet bunların hiçbirisine prim vermedi, bundan sonra da vermeyecektir.”
- “Bu ülkede hiçbir vatandaşımızın hiçbir gerekçeyle bir diğerinden ayrıldığı senaryoya asla ve asla eyvallah etmeyeceğiz. Türk’ün, Arap’ın, Kürt’ün, Sünni’nin, Alevi’nin, Şii’nin hiçbirisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan hiçbir vatandaşımızın bir diğerinden farkı yoktur. Bütün bu farklılıklarımızı, etnik, mezhebi, kültürel, hayat tarzına ilişkin farklılıklarımızı sadece büyük zenginliğimizin bir parçası olarak kabul edeceğiz.”
- “Allah’a çok şükür Türkiye gibi bu kadar zengin kültürel bir mirasa sahip olan sayılı ülkeler vardır. Bu kadar büyük bir coğrafyanın bütün mirasını 780 bin kilometrekarelik Anadolu topraklarında taşıyoruz. Burada taşıdığımız her bir kültürel farklılık bizim için pırlanta değerinde olan tarihsel mirastır. Bunların hepsini böyle kabul edeceğiz ve zaten böyle kabul ediyoruz. Bunları ayırmaya çalışanlara da asla fırsat vermeyeceğiz.”
- “İnşallah terörsüz Türkiye’nin gerçekleşmesi ile paralel olarak bölgede de terörün sona ermesi, halkların arasına sokulmaya çalışılan bu fitnenin ortadan kaldırılmasıyla birlikte bu coğrafyanın her yerinde insanlar barış ve huzur içerisinde yaşayacaktır. Allah aşkına bana birisi söyleyebilir mi: Bu topraklarda yaşayan bir Arap’la bir Kürt’ü birbirinden ayırt eden bir tek rasyonel sebep var mıdır? Ya da bu topraklarda yaşayan bir Türk’le bir Türkmen’i, bir Kürt’ü ya da Arap’ı birbirinden ayırt edecek bir tek rasyonel sebep var mıdır?”
- “Ya da bir Sünni ile bir Şii’nin birbirine düşman olmasını gerekçelendirecek bir tek geçerli sebep var mıdır? Bütün bunların hepsi bu bölgeyi bir asır evvel bölüp parçalayarak kendilerince kolay lokma haline getirmek isteyenlerin ortaya koyduğu senaryolardır. Üzülerek ifade ediyorum ki bu bir asır boyunca bu senaryo bütün detaylarıyla uygulanmış ve ne yazık ki sonuç da alınmıştır. Şimdi bu oyunu bozuyoruz.”
“TBMM’NİN BÜTÜN KURUCULARINI, BAŞTA ATATÜRK OLMAK ÜZERE SAYGIYLA ANIYORUM”
- “Allah’ın izniyle birilerinin bölüp parçaladığı bu coğrafyayı derleyip toparlamak bize düşer, bizim milletimize düşer, Türkiye’ye düşer. İnşallah bunun için gayretle mücadele ediyoruz. Her birimiz bulunduğumuz her noktada, her yerde bu kardeşlik türkülerini, birlik ve beraberlik ile ilgili konuları gündeme getireceğiz ve sonuç alacağız.”
- “Özet olarak şunu söylüyorum: Bir asır evvel yapmış oldukları o ayrılık senaryosunun üzerinden nasıl bu aziz millet hep bir araya gelerek 'Ya Allah' diyerek ayağa kalktıysa, bir büyük kurtuluş mücadelesi verdi ve istiklalini kazandıysa biz de Allah’ın izniyle istikbalimizi garanti altına alarak yolumuza devam edeceğiz. Bu vesileyle 105. yılında idrak ettiğimiz İstiklal Marşı’nın kabul edilişinin yıl dönümünü bir kere daha büyük bir iftiharla tebrik ediyorum.”
- “Bildiğiniz gibi Mehmet Akif Bey sadece İstiklal Marşı’mızın yazarı değil, o dönem milletimizin tamamının sahip olduğu ruhu anlatabilen büyük bir insandır. Ve o ruhu bugün de taşıyoruz, o ruhu bugün de yaşıyoruz. Mehmet Akif Bey aynı zamanda Burdur milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'mizin de fevkalade önemli kahraman kurucularından birisidir.”
- “Kendisinin şahsında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün kurucularını, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere saygıyla anıyorum. Ve Türkiye’nin bu ulusal kurtuluş mücadelesinde yaşadıklarımızın bizim için yarınımızın da teminatı olduğunun altını çizerek ifade ediyorum. Tekrardan hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Ramazan’ınız mübarek olsun. Bayramlarınızı tebrik ediyorum.”
- “Son olarak şu kısa duayla sözlerimi bitireyim: Allah birliğimizi, beraberliğimizi daim etsin. Hanelerimize neşe, birlik ve beraberlik versin. Cenabı Allah bu milletimize kıyamete kadar beraber olmayı nasip etsin. Allah bizi sevsin, bizleri sevdirsin ve kendisini hakkıyla sevenlerden olmayı nasip etsin. Ahirimiz ve akıbetimiz hayır olsun. Dinimiz ve dünyamız mamur olsun diyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyor, hayırlı bayramlar diliyorum.”


