reklam
reklam
DOLAR 44,6337 % 0.27
EURO 51,6013 % -0.2
STERLIN 59,1582 % -0.24
FRANG 55,8533 % 0.13
ALTIN 6.704,43 % 0,27
BITCOIN 66.920,52 0.3
reklam

“Dövmen varsa potansiyel suçlusun”

Yayınlanma Tarihi : Google News
“Dövmen varsa potansiyel suçlusun”
reklam

TARIK IŞIK / NEFES

TBMM’de suça sürüklenen çocukların nedenlerini araştırmak amacıyla kurulan komisyonun bu haftaki toplantısının detaylarını, Meclis muhabirimiz Dilan Kutlu anlattığında Şehriban Coşkunfırat cinayeti sonrasında Türkiye’nin yaşadığı akıl tutulmasını hatırladım. 13 Eylül 1999’da Şehriban Coşkunfırat (19), Engin Arslan (18), Ömer Çelik (23) ve Zinnur Gülşah Dinçer (19) tarafından “şeytana kurban” gerekçesiyle katledildi. Türkiye aylarca bu olayı konuştu. Tartışmalar çığırından çıktı; siyah giyinmeyi seven gençler üzerinde satanist oldukları gerekçesiyle toplumsal baskı oluştu. Hele bir de siyah giyinen delikanlı saçını uzatıyor, gümüş aksesuarlar kullanıyorsa kesin satanistti (!)

Dilan’ın edindiği bilgilere göre, komisyonun bu haftaki toplantısında cezaevlerinde 12-17 yaş arası çocuklarla “çocuk hükümlü/tutuklu profil araştırması” kapsamında yapılan anket paylaşıldı. Çocuklara yöneltilen 70 sorudan biri ise özellikle dikkat çekti: “Dövmen var mı?” 607 çocuktan 233’ü bu soruya “evet” yanıtını verdi. Sunumda, “Çalışmaya katılan çocukların yaklaşık yüzde 38,4’ünün vücudunda dövme bulunduğu tespit edilmiştir. Bu oran, risk grubu davranışları açısından dikkate değer bir bulgudur.” denildi. Okulu bırakanlarda dövme oranının yüzde 55,8, okula devam edenlerde ise yüzde 37,9 olduğu ifade edildi.

Tartışma da tam bu noktada başladı. CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, dövme ile suça sürüklenen çocuklar arasında bir ilinti kurulmasından rahatsız olduğunu belirterek, çocukların dış görünüşleri üzerinden sınıflandırılmasının doğru olmadığını söyledi. Suiçmez, “Dövmeli çocuk, kulağı küpeli çocuk, saçı uzun çocuk… Bir bilim insanı olarak sizi böyle bir soru sormak rahatsız etmedi mesela? Bunu nerede durduracağız o zaman? Yani kılık kıyafete gidene kadar bir açılım olacak. Dövmeyi niye alıyoruz bir odak noktası olarak?” dedi.

Komisyon Başkanı AKP’li Müşerref Pervin Tuba Durgut ise çalışmanın çocukları etiketleme amacı taşımadığını savunarak, “Böyle riskli davranış ya da böyle maceraperest insanlarda genelde dövme olur yani böyle daha maceraperest, daha böyle…” diyerek cümlelerini tekrarladı. Bir an durup söylediklerini toparlamaya çalışan Durgut, “Hayır, hayır. Maceraperest olmak kötü bir şey mi? Hiç öyle değil. Biz başka bir şeyi anlamaya çalışıyoruz” diyerek gafını kapatmaya çalıştı.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Betül Ulukol da dövmenin bazı durumlarda çete üyeliğiyle bağlantılı olabileceğini ifade etti.

Şüphesiz, “suça sürüklenen çocuk” sorunu çözülmek zorunda. Ancak bir sorunu çözelim derken yeni mağduriyetler yaratmamak şartıyla.

İki fotoğraf, çokça fark

Foto muhabirimiz Selahattin Sönmez sıkı arşivcidir. 35 yıllık meslek hayatında çektiği fotoğrafları özenle muhafaza etmesiyle ünlüdür. Selahattin, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in AKP Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını cevaplarken fotoğrafını çekmiş. Muhabirlerin elinde küçücük bir kamera (daha doğrusu cep telefonu) hem soru sorup hem de çekim yapıyorlar. Selahattin masama ikinci bir fotoğraf koydu ki iletişim fakültelerine ders olacak mahiyette. Yıl: 1997. Dönemin İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu gazetecilerin sorularını cevaplıyor. Kameramanlar 10 kiloya varan kameralarını sırtlamış çekim yapıyorlar. Gazetecilik refleksi sürüyor sürmesine ama küçülen kameralarla birlikte sanki bakış açısı da daralıyor.

Yusuf Ziya Özcan’a kulak vermeli

Eski Yükseköğretim Kurulu Başkanı Yusuf Ziya Özcan anlattı. Bir öğretim üyesi arkadaşı Viyana Teknik Üniversitesi’nden diploma alan çocuğu için YÖK’e 18 ay önce yaptığı denklik başvurusuna verilen cevabı göndermiş. Öğrencinin 60 AKTS’lik (Avrupa Kredi Transfer ve Biriktirme Sistemi) proje eksiği varmış. Bu eksikliğin biri mezuniyet projesi, diğeri mimari tasarım stüdyo projesiymiş. Öğrenci bu iki projeyi YÖK tarafından belirlenecek Mimarlık Bölümü olan üç üniversiteden birini seçerek tamamlamalıymış. Karara itirazı olursa onu da 60 gün içinde Ankara İdari Mahkemesi’ne yapmak durumundaymış. Özcan, Viyana Teknik Üniversitesinin dünya üniversiteleri sırasında 250-300 bandında yer aldığını, teknik konularda 150-200 bandında yer alan bölümleri olduğunu hatırlattı, “Kendimizi olduğumuzdan çok ileride gören bir duruşumuz var. Bu öğrenciyi projeleri nedeniyle eksik bulan öğretim üyelerini, mezun oldukları ve doktora yaptıkları üniversiteleri, o üniversitelerin bilime katkılarını, yayınlarını, patentlerini çok merak ediyorum.” dedi. Özcan’ın düşüncelerine aynen katılıyorum:

“Kimse kusura bakmasın ama dünyada bilim alanında pek bir varlığı olmayan pek çok üniversiteye sahibiz ve gurur duyacağımız bir elin parmakları kadar tanınmış üniversitemiz var. Bu halimizle dünyada sayılı üniversitelerden başarılarla mezun olan bu değerli öğrencileri komik nedenlerle denkliğe yeterli görmemek kendini bilmemek, işine saygı duymamak ve ülkesini düşünmemektir.”

Önce sağlık!

Bir değil, iki değil, üç değil, beş değil… AKP Tarsus İlçe Teşkilat Başkanı Yunus Tavla’nın hastanede tedavi gören annesini partinin ilçe yöneticileri ziyaret etti. Hastane odasına aynı anda tam 14 kişi girdi. AKP Tarsus İlçe yöneticilerinin ekip halinde hasta ziyaretinin “olağan” olduğu söyleniyor. “Nerede başhekim, Sağlık Bakanlığı bu işe ne diyor?” diye sormuyorum. Ne de olsa mevzu bahis AKP.

Arıtmalı sebil israfa çözüm olacak mı?

Meclis’teki su sebilleri arıtma sistemi bulunan yeni sebillerle değiştiriliyor. Böylece Meclis’te pet şişe ve damacanalarda su kullanılmasının azaltılması hedefleniyor. Cumhuriyet gazetesinde okuduğum bir haber arıtmalı sebilin geç kalınmakla birlikte yerinde bir adım olduğunu da gösterdi. 2025 yılında Meclis’te farklı litrede toplam 1,8 milyon pet şişe su tüketilmiş, bunlar için 6 milyon liranın üzerinde ödeme yapılmış. Sahi Ankara’da çeşmeden akan suyu önyargılarımızdan dolayı mı içmiyoruz, yoksa gerçekten içilebilecek gibi değil mi?

Muhalefet kulisinde çay krizi

Binlerce kişinin çalıştığı TBMM yerleşkesinde 70 civarında çay ocağı bulunuyor. Çay ocaklarında çalışan personel de zaman zaman rotasyona tabi tutuluyor. Ancak son rotasyon özellikle muhalefet kulisinde küçük çaplı krize neden olmuş. Muhalefet kulisindeki çay ocağında tecrübeli personel kalmamış. Yeni personel eski, hatta mevcut milletvekillerini tanımakta güçlük çeker olmuşlar. Sonuçta kuliste çaylar yine dağıtılıyor ama kimin kim olduğu yeniden keşfediliyor. Türk siyasetinin deneyimli isimleri, kendilerini tanıtmak zorunda kaldıkları bu yeni düzende, belki de ilk kez “tanınırlık sorunu” ile karşılaştı.

Meclis’te ara üstüne ara

AKP’li yöneticilerin de uyarısına rağmen TBMM Genel Kurulu bir türlü toplanıp çalışamıyor. Meclis muhabirimiz Merve Şişman’ın aktardığına göre TBMM Genel Kurulu’nun 1 Nisan oturumu en çok yapılan aç-kapa oldu. Saat 14.00’te başlayan birleşimde ilk ara 15.45’te verildi. Birleşim 16.09’da yeniden açıldı. İkinci ara 16.40’ta, üçüncü ara 17.40’ta, dördüncü ara 18.20’de, beşinci ara 19.00’da, altıncı ara ise 21.00’de verildi. Birleşim saat 21.57’de kapandı. Araların nedeni toplantı yeter sayısının bulunamaması. Bu kadar aç-kapanın arasında milletvekillerinin birbirlerini dinlediğini söyleyebilmek de pek mümkün değil. İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş, konuşurken salondaki uğultu artınca, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ AKP sıralarına dönerek “Genel Kurul’da gerçekten bir uğultu var, hatibin söyledikleri tam anlaşılamıyor. Lütfen uğultuyu keselim. Sohbet edecekseniz sesimiz yüksekse kulisler müsait, orada devam edelim. Herkesi hatibe saygıya ve saygıyla dinlemeye davet ediyorum.” uyarısında bile bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan veya MHP lideri Bahçeli bir akşam çat diye Meclis’e gelirse şaşırmamak gerek. Bizden söylemesi.

reklam

YORUM YAP