

MEMDUH BAYRAKTAROĞLU / NEFES
Bugün size, kelime hazinem yettiğince; hakkı yenmiş, değeri bilinmemiş ama “vefa” dendiğinde akla ilk gelen iş ve devlet insanı, siyasetçi Cavit Çağlar’dan (81) söz edeceğim. Henüz 5 yaşındayken ailesi (Yanlarında bir küçük sandık ve içinde biraz altınla) Yunanistan’ın Gümülcine şehrinden (Bugünkü Komotini) Meriç’i bir kayık ile kaçak geçip, Türkiye topraklarına varıldığında halasının da yaşadığı Akhisar’a yerleşti. İlkokulda su, orta mektepte simit satarak gerçek hayatı öğrendi. Oradan, önce İstanbul sonra da Bursa’da, dayısı Şükrü Şenkaya ile Türkiye’nin en büyük tekstil sanayicisi unvanını kazandı. Bir Süleyman Demirel sevdalısı… İktidardayken de Demirel’in yanındaydı… Süleyman Bey silah zoruyla başbakanlıktan iki kere (12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980) düşürülürken ve siyasi yasaklıyken de yanındaydı… Yani, bir vefa abidesi… Demirel’in siyaset yasağı referandumla kaldırıldığı gün ve yeniden başbakan olduğunda da (Bu defa Milletvekili Devlet Bakanı) yanında duran manevi oğuldu Cavit Çağlar.
ÇAĞLAR SÖZ VERİRSE YAPAR
27 Mayıs 1988’de DYP genel kurulu, Genel Başkan Süleyman Demirel başkanlığında toplanacak, kendilerini ihtilalle iktidardan düşürüp hapse atan 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’i ziyarete gideceklerdi. Turgut Özal cumhurbaşkanı, Yıldırım Akbulut başbakandı… Süleyman Bey “o gün sen de yanımızda ol Cavit” demişti… “Sen de yanımızda ol” isteğini alır almaz kendisine ait helikopterinin pilotu Tanju Tezgel’e hazırlıklı olmasını 27 Mayıs sabahı Ankara’ya gideceğini söyledi. Ve fakat o gün berbat bir hava vardı… Bulutlar yere o kadar yakındı ki sanki gündüz geceyle yer değiştirmişti… Pilot “gitmeyebiliriz, hava riskli”, eşi ise “gitme” dedi… Cevabı kesin ve netti: “Babaya söz verdim, gideceğim…” O hava koşullarına rağmen kendisine ait helikopterle Ankara’ya giderken İnegöl yakınlarında ormana düşen helikopterden sağ salim çıktı… Buna rağmen 15 gün sonra yine benzer bir havada yine Demirel’in yanında olmak için aynı helikopter ve aynı pilotla (Tanju Tezgel) Demirel’in yanında olabilmek için yola çıkmış ve bu defa Ankara’ya gitmişti… O kazayı hatırlatıp, “neden o riske girdiniz?” diye sorduğumda:
“Hem sözümü tutmalıydım hem de helikopterle uçulmaz evhamının zihnime yerleşmesini önlemeliydim” cevabını verdi…
DEVLET AYAKTA KALAMAZ
Cavit Çağlar’ın hikayesi, klasik bir “yükseliş ve düşüş” anlatısından çok daha fazlasını barındırır… Gümülcine’den gelip Türkiye’nin en büyük tekstil sanayicilerinden biri haline gelmesi, ardından devletle yaşadığı sert kırılma ve buna rağmen yeniden ayakta kalması: Bu çizgi, Türkiye’de sermaye ile siyaset arasındaki hassas dengenin adeta canlı bir laboratuvarıdır… 1990’lı yılların sonu… Türkiye’nin siyasi tansiyonu yüksek, ekonomik dengeleri kırılgan…ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Mesut Yılmaz döneminde yaşanan süreç, sadece bir iş insanının değil, aynı zamanda bir sistemin sınavıydı… Çağlar ailesinin ortak olduğu banka üzerinden yürütülen operasyon, “back to back” iddialarıyla meşrulaştırıldı… Oysa ortada vadesi geçmiş bir borç yoktu… Buna rağmen kredilerin tamamı bir anda muaccel hale getirildi, ihtiyati hacizler devreye sokuldu ve ekonomik yapı adeta kilitlendi… Sonuç çarpıcıydı: 300 milyon dolarlık bir yük, 1 milyar dolarlık bir ödeme baskısına dönüştü… Bu sadece finansal bir mesele değildi; hukuk, siyaset ve ekonomi üçgeninde yaşanan bir güç gösterisiydi… Türkiye’nin o dönemde sıkça karşılaştığı “hukukun araçsallaşması” tartışmalarının somut örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı…
ÖZGÜR BEY ÇOK ÇALIŞKAN BİRİ
Bugün ise bambaşka bir noktada Cavit Çağlar.. Tekstil gibi ağır sanayi alanından çekilmiş, daha çok turizm sektörüne yönelmiş bir profil çiziyor… Bu değişim, belki de Türkiye’de büyük ölçekli sanayi yatırımlarının ne kadar kırılgan olabileceğinin sessiz bir itirafıdır… En dikkat çekici taraf ise bugün yaptığı değerlendirmeler… “Türkiye’de hem siyasi bir lider hem de başarılı bir devlet insanı diyebileceğiniz siyasi profiller kimler?..” diye sordum…
“Devlet Bey’i de Müsavat Bey’i de çok değerli buluyorum… Özgür Bey çok çalışkan, yorgunluk nedir bilmeyen bir enerji küpü gibi ama lider dersen; Sayın Cumhurbaşkanı’nı bilhassa şu son kırk gündür çok olgun, çok usta ve çok başarılı buluyorum…”. “Erdoğan’ın sizce hiç yanlış bir yanı yok mu?..”. “Yanlış diyemem ama merkeze uzak duruşunu eleştirebilirim… Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e karşı saygısızlık yapanları koruyormuş gibi bir tavır takındığı iddialarına katılmasam da o konuda daha dikkatli olursa bir kez daha seçilebileceği kanaatindeyim…” ifadesi ise… Aslında, yaşayan en deneyimli siyasetçi devlet insanlarından biri olarak Türkiye siyasetinin temel meselesine işaret ediyor: Merkezin olmayışına… Değerli dostlar…
Belki de Cavit Çağlar’ın hikayesinden çıkarılacak en önemli ders şu: Bu ülkede kalıcı olan ne servet ne iktidardır. Kalıcı olan, kriz anlarında gösterilen akıl, sabır ve denge duygusudur.. Ve belki de en zor olanı şudur: Kırıldığın devlete küsmeden, ama yaşadıklarını da unutmadan yoluna devam edebilmek…

DEMİREL’İN MANEVİ OĞLUYDU, SON NEFESİNİ VERİRKEN DE YANINDAYDI
Cavit Çağlar, emekli cumhurbaşkanı olarak yaşamını sürdüren Süleyman Demirel son nefesini verirken de yanındaydı. Ve fakat ve ne yazık ki; “siyaset” isimli meslekle, kimi siyasetçinin fıtratından gelen intikam duygularının hedefi haline getirildi. Ne iktidardayken ne de siyaseti bıraktıktan sonra siyasi görüşünde taraflara karşıtlık olmadı ama yandaşlık da yapmadı Cavit Çağlar. Türkiye’nin 1998 yılı ihracatı 27 milyar dolar iken bu ihracatın 1 milyar dolarını tek başına, Cavit Çağlar’ın tekstil şirketleri gerçekleştirdi. Ayaklarına siyasi pranga vurulmak amacıyla kösteklenmese. Bankasına ve şirketlerinin tamamına el konulmasa (Mesut Yılmaz’ın başbakanlık dönemi) ve şirketlerini kendi, yönetebilseydi. Bugün en az 20 milyar dolar ihracat, 50.000 istihdam ile ülkenin ilk üç büyük (Belki de ilk) şirketinden birinin sahibi olacaktı… Hüzünlendiğini anladığım şu sohbet anında “Erdal İnönü sizin için ne ifade ediyor?” diye sordum. “Devlet adamı, adamın hası… Mükemmel bir uzlaşma yeteneği ve sorun çözücü. Tansu Hanım’la çalışamayacağı için hem başbakan yardımcılığından hem de genel başkanlıktan istifa etti… Türk politikası için bir kazançtı, gidişi kayıp oldu…”. Daha övgülerini sürdürecekti mutlaka ama ben “bir kişinin mükemmelliğini anlatmaya bu kadarı bile o kadar çok ki” deyip başka konuya geçtim.

MİLLETE VE DEVLET’E KÜSÜLMEZ
Ancak, Çağlar’ın hikâyesini farklı kılan, bu kırılmadan sonraki tutumudur… Türkiye’de benzer süreçlerden geçen birçok iş insanı ya sistemle tüm bağlarını koparmış ya da tamamen silinmiştir… “Bu kadar badire, bu kadar çileden sonra Devlet’e hiç küsmedin mi?” diye sordum… Cevabını aynen paylaşıyorum. “Ben Süleyman Demirel’in yanında o büyük insanın siyasi terbiyesiyle büyüdüm… İktidarlar gelip geçer ama asıl olan Devlet ve millettir… Millete ve Devlet’e küsülmez…”. Bu tercih hem stratejik ama hem de duygusal bir olgunluğun göstergesiydi… Çünkü Türkiye gibi ülkelerde devletle kavga ederek değil, onu anlayarak ayakta kalınabileceğini bilen biriydi Cavit Çağlar… Zaten her zaman, her kritik dönemde devletin yanında konumlandı… Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği operasyonda kullanılan uçağın ona ait olması, sembolik açıdan dikkat çekicidir…
TÜRKİYE’NİN UZLAŞMAYA İHTİYACI VAR
Bu konuyu konuşurken. “Terörsüz Türkiye süreci konusunda ne düşünüyorsunuz?..” diye sordum… Tereddüt bile etmedi ve şunları söyledi: “Uzlaşma, uzlaşma, uzlaşma… Türkiye’nin bu günlerde en çok ihtiyaç duyduğu şey… Hem sayın Cumhurbaşkanı’nı hem de Sayın Bahçeli’yi bu cesaretli ve kararlı ama siyasi risk taşıyan tavırlarından dolayı tebrik ediyor, destekliyorum…”.
OĞLUNUN ADINI NEDEN MUSTAFA KOYDU?
Cavit Çağlar’a göre “devlet aklı” dediğimiz şey, ideolojik sertlikten değil, müzakere ve uzlaşma kapasitesinden beslenir… Sohbetimiz esnasında sık sık “fakirlik çok arttı, orta direk hiçbir dönemde olmadığı kadar çok eridi” deyişi ve “en acil ihtiyaç huzur, iç barış ve adil gelir dağılımı” vurgusu da tam olarak onun merkez siyasete verdiği değerin bulunduğu yere oturuyor… “Oğlunuzun adının Mustafa Kemal’in adına ve şahsına olan saygıdan geldiği ifadesi ne kadar doğru?..” “Atatürk benim ve ailemin kırmızı çizgimiz, O’na yapılan veya yapılacak hiçbir saygısızlığı kabul edemeyiz…”.

RUSYA DEVLET NİŞANIYLA TALTİF EDİLEN TEK TÜRK VE PUTİN’LE İYİ BİR DOST
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaşanan kriz sürecinde devreye girerek diplomatik yumuşamaya katkı sağlaması, onun sadece iş insanı değil “arabulucu akıl” olduğunu da gösterir… Putin’in Türkiye (Daha doğrusu Erdoğan) ile ilişkilerini yeniden tesis edebilmek için 3 ay sürekli Bursa – Moskova – Ankara arasında mekik dokudu. Ve bunu başardığında Putin tarafından Rusya devlet nişanı ile taltif edildi…Türkiye’de Rus devlet nişanı sahibi tek kişidir ve halen çok iyi iki dostturlar.


