

Denizli'de büyüyen Acun, öğretmenlik hayatına 3 yıl önce, kent merkezine yaklaşık 60 kilometre mesafedeki Çağırgan Mahallesi'nde, 20 öğrenciye eğitim veren Çağırgan Kikiler İlkokulu'nda adım attı.
İlk görevinde köy yaşamına hızla adapte olan genç öğretmen, hizmetçisi bulunmayan ve sobayla ısınan bu okulu bir eğitim merkezine dönüştürmek için kollarını sıvadı.
Acun, yöneticilik, öğretmenlik, temizlik ve bakım işlerinin hepsini tek başına yürütüyor.
Mahalle halkının desteğini arkasına alan özverili öğretmen, ihtiyaç sahibi öğrencileri için ayakkabı, kıyafet ve kırtasiye malzemeleri temin ederek ailelere de yardımda bulunuyor.
Acun, köy okulunda çalışmayı her zaman hayal ettiğini ancak soba yakmanın da görevleri arasında olacağını beklemediğini ifade etti.
Büyükşehirde büyüdüğü için odun kırmayı ve soba yakmayı işe başladığında öğrenmek durumunda kaldığını belirten Acun, sınıf, tuvalet ve bahçe temizliği gibi işlerin de kendisine ait olduğunu dile getirdi.
Öğrencileriyle vakit geçirdiğini, onların film etkinlikleri düzenlediklerini, mısır patlattıklarını ve kız öğrencilerin saçlarını ördüğünü aktaran Acun, öğrencileriyle güçlü bir bağ kurduğunu belirtti.
Kırsal alanda çalışmanın zorlukları olsa da bu engelleri aştıkça daha da güçlendiğini vurgulayan Acun, “Öğrencilerimin seslerini duyduğumda okulun kapısını açıyorum. Onlar sınıfta hazırlıklarını yaparken, ben de odun kırıyorsam kırıyorum, kovayı doldurup sobayı yakıyorum. Birleştirilmiş sınıf olduğu için dersime birinci sınıflarla başlıyorum.” dedi.
Müdür yetkili öğretmen olarak hem idari hem de eğitimsel görevleri üstlendiğini söyleyen Acun, bugüne kadar 6 öğrencisini mezun etmenin gururunu yaşadığını aktardı.
'Sürekli Birbirimize Sarılıyoruz'
Çocukların oyunlarına da katıldığını ve yeteneği olmadığı halde futbol bile oynadığını belirten Acun, şöyle devam etti:
“Köyün zorlukları kadar güzellikleri de var. Ortam oldukça samimi. Çocukların güler yüzü ve bana sarılmaları… Her gün bana mektup yazarlar. Kalplerinde ufak da olsa bir yer edinmiş olmam bana yeterli. İlk göreve başladığımda, biz hep öğretmenimize sarıldığımız için ben de onlardan böyle bir beklenti içine girmiştim.”
Öğrencilerinin sarılmanın gerçek anlamını tam olarak bilmediklerini fark ettiğini söyleyen Acun, “Bunu öncelikle ben aşılamaya başladım. Onlara sarıldım, öptüm ve başlarını okşadım. Zamanla sıcaklığı ve samimiyeti hissettiklerinde artık peşimi bırakmıyorlar. Sürekli birbirimize sarılıyoruz, bu beni çok duygulandırıyor.” diye ekledi.
Çocukları sevmeyen hiçbir kişinin iyi bir öğretmen olamayacağına inanan Acun, “Çocukları sevdikten sonra gerisi su gibi akıp gidiyor. Eğer onlara sıcak davranmaz ve sevmezsen hem çocukların ders anlama süreci hem de senin anlatma süreçlerin sarpa sarar.” şeklinde konuştu.


