reklam
reklam
DOLAR 44,3277 % 0.25
EURO 50,7746 % -0.07
STERLIN 58,7757 % 0.24
FRANG 55,9151 % 0.28
ALTIN 6.861,72 % 0,18
BITCOIN 71.074,01 -4.384
reklam

35 Milyon Kişinin Yoksullaşması An Meselesi

Yayınlanma Tarihi : Google News
35 Milyon Kişinin Yoksullaşması An Meselesi
reklam

ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES

Giderek artan sosyal yardıma muhtaç nüfusa her gün yenileri ekleniyor. Birçok vatandaş temel gıda ihtiyaçlarını ve kira masraflarını karşılamakta zorluk çekiyor. Derin Yoksulluk Ağı'nın kurucusu Hacer Foggo, son bir yıl içinde ekonomik zorluklar nedeniyle iki veya üç kez ev değiştiren hanelerin bulunduğunu belirtiyor. Artık öğün atlamak sıradan hale geldi. Hastalıklar erteleniyor, tedaviler yarıda kalıyor. Hacer Foggo ile Türkiye’deki yoksulluk konusunu konuştuk.

* Son verilere göre, açlık sınırı 30 bin lira, yoksulluk sınırı ise 97 bin liraya ulaştı. Milyonlarca işçi ve emekli açlık sınırının altında ücretle yaşamaya çalışıyor. Bu rakamları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu veriler, yoksulluğun ve açlığın sınırlarını göstermenin ötesinde, milyonlarca insanın sağlık, eğitim, beslenme ve gelecekle ilgili kararlarını sağlıklı bir şekilde alma yetisinin artık neredeyse kaybolduğunu işaret ediyor. Açlık sınırının altında yaşam sürmek, sadece temel ihtiyaçlara ulaşmanın zorluğunu değil; emekli ve işçilerin sürekli yoksulluk riski altında olduğunu da ortaya koyuyor.

Böylece yoksulluk ve açlık sınırları, yalnızca gelir düzeyiyle değil, aynı zamanda bu sınırlar altında yaşayan ailelerin çocuklarının eğitim fırsatları, sağlık hizmetlerine erişim ve geleceğe dair umut kurup kuramadıkları konusuyla da birebir ilişkilidir.

108 Hanenin 97’si Temel İhtiyaca Erişemiyor

* Saha araştırması yaparak yaklaşık 108 aile ile görüştünüz. O araştırmadaki bulgular nelerdi?

Yaptığımız saha görüşmeleri, derin yoksulluğun yapısal bir sorun olduğunu açık bir şekilde ortaya koydu. Araştırdığımız 108 hanenin 97'si gıda güvenliği sorunu yaşıyor. 91 hane çocuklarına okula her gün beslenme götüremekte zorluk çekiyor; 16 hane ise haftanın bazı günlerinde çocuklarını besleyemiyor.

93 hanede çocukların okul masraflarını karşılamak mümkün olamıyor. Son iki yılda 22 çocuk, eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış. Okuldan kopan bu çocukların 15 yaş üstü olanları günlük ve güvencesiz işlerde çalışmaya başlamışken, çok sayıda çocuk okul yokluğunda evde kardeş bakımından sorumlu tutuluyor. Bu durum, çocuk işçiliğinin görünmeyen yüzlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Çeşitli ziyaretlerimiz sonucunda, 108 hanenin 84’ü evsizlik korkusu yaşıyor. 51 aile, kira ödeyemedikleri için son iki yıl içinde birden fazla kez ev değiştirmek zorunda kalmış; 71 hane ise elektrik, su veya doğalgaz kesintileri yaşamış. Bu kesintiler, yalnızca maddi değil, aynı zamanda çocukların karanlıkta kaldığı, ısınamadığı ve sıcak yemek yapamadığı derin bir güvencesizlik ve travma yaratıyor. Otellerde ve otogarlarda kalan hanelerin görünür hale gelmesi, gizli evsizlik sorununun ne kadar acil olduğunu ortaya koyuyor.

Sağlığa erişimde de benzer bir sorun var. 93 hane sağlık ve ilaç masraflarını karşılamakta güçlük çekiyor. 66 hane ilaç almak için borçlanmak zorunda kalırken, 27 hane reçeteli ilaçları eczaneden kimliklerini bırakarak almak zorunda kalıyor. En çarpıcı bulgu, 108 hanenin 97’sinin aynı anda birden fazla temel ihtiyaca erişemediğidir. Dolayısıyla, bu durum sosyal yardımlarla geçirilemeyecek kadar ağır ve hak temelli, bütüncül, acil sosyal politikalara ihtiyaç var.

* Derin Yoksulluk Ağı (DYA) olarak sürekli sahadasınız. Sahada karşılaştığınız yoksulluk hikayeleri neler?

Derin Yoksulluk Ağı olarak en sık karşılaştığımız durum, barınma ve gıdaya bağımlı ailelerin sayısının giderek artmasıdır. Eğitim ve sağlık, alt sıralarda kalıyor. Sayısız çocuk, ekonomik zorluklar nedeniyle okula gitmemekte; yoksulluğun doğurduğu akran zorbalığı ve dışlanma da önemli faktörlerden biridir.

Aileler, faturalarını ödeyemediklerinden elektrik, su ve doğalgaz kesintileri yaşıyor. Bir yıl içerisinde ekonomik nedenlerle ev değiştiren haneler mevcut. Öğün atlamak neredeyse olağan hale geldi; aileler her sabah çocuklarının beslenme çantasına ne koyacakları kaygısını taşıyorlar.

Çocuklar, yoksulluğun en ağır yükünü omuzlarında taşıyor. Okula aç giden çocuklar, yeterli besin almadıkları için okula gitmek istemiyor; arkadaşlarının yanında utandıkları için içine kapanıyorlar. Bazı çocuklar okula devam etmek için kardeş bakımını ve ev işlerini üstleniyor veya okuldan tamamen kopup çalışmaya başlıyor.

Kadınların karşılaştığı yoksulluk, çoğu zaman ekonomik şiddet biçimini alıyor. Günlük işlerde, tek başlarına ya da güvencesiz çalışan anneler, çocuklarıyla birlikte yetersiz şartlarda yaşıyor ve ruhsal çöküşleri gözler önüne seriyor. Hastalıklar erteleniyor, tedavi yarıda kalıyor; bu da yoksulluğu daha da derinleştiriyor. Derin yoksulluk, çoklu hak ihlalleri olarak karşımıza çıkıyor. 26 Mayıs 2023'te yürürlüğe giren yeni yönetmelikle birlikte Evde Bakım Yardımı uygulamasındaki mağduriyetler artmış durumda.

Sonuç olarak mevcut gelir kriterinin, gerçek yaşam maliyetleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde birçok aile ağır mağduriyetlerle karşılaşacak ve trajik sonuçlar kaçınılmaz hale gelebilir.

7 Milyon Çocuk Yoksul

* Çocukların yoksulluk içinde yaşadıkları sorunlar nelerdir?

Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ikinci sırada yer alıyor. Bu acı gerçek, inkar edilse de değişmiyor. TÜİK verilerine göre 7 milyonun üzerinde çocuğun yoksulluk ya da sosyal dışlanma içinde yaşadığı görülüyor.

Çocukların yüzde 30,4’ü maddi olarak yoksun, yüzde 39,5’i ise yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Türkiye, AB ülkeleri arasında en yüksek risk seviyesine sahip ülkelerdendir. MESEM projesi kapsamında 392 bin 887 çocuk, haftanın büyük bir kısmını işletmelerde geçiriyor. Bu çocuklar, denetim eksikliği nedeniyle istismar ve ağır iş kazası riskiyle karşı karşıya.

TÜİK, ERG (Eğitim Reformu Girişimi) ve Millî Eğitim Bakanlığı verileri, yoksulluğun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini açıkça ortaya koyuyor. Gıda fiyatlarında yaşanan yüzde 40'tan fazla artış, yoksul ailelerin çocuklarını doğrudan etkiliyor. Verilere göre her 10 çocuktan biri günde taze meyve ya da sebze tüketemiyor, her 4 çocuktan biri ise düzenli protein alamıyor. En düşük sosyoekonomik grupta düzenli et, balık veya tavuk tüketimi oranı ise yüzde 43,5’e düşmüş durumda. Bu tablo, birçok çocuğun okula beslenme götüremediğini göstermektedir. Ayrıca yetersiz beslenmeye bağlı bodurluk oranı kritik bir seviyeye ulaşarak yüzde 5.5 olarak seyrediyor.

Beslenme yoksunluğu, çocukların eğitime erişimini de doğrudan etkiliyor. ERG’nin MEB verilerine dayanarak yaptığı hesaplamalar, örgün eğitim dışında kalan çocuk sayısının 1 milyon 470 bin 694 olduğunu gösteriyor. Son iki yılda bu oran yüzde 8 seviyesine ulaştı. Muş, Ağrı, Şanlıurfa gibi illerde bu yaş grubundaki çocukların neredeyse üçte biri ortaöğretimde yer almıyor. Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, okul yemeği ve içme suyu sağlanmasının çocukların beden ve zihinsel gelişimi için önemini vurgulamaktadır.

Bu durumda beslenme yoksunluğu, çocukları önce devamsızlığa, ardından okuldan ayrılmaya sürüklüyor. Yoksulluk çocuk işçiliğinde de artışa sebebiyet veriyor. 15-17 yaş arasındaki çocukların işgücüne katılım oranı 2020’de yüzde 16.2 iken 2024’te yüzde 24.9’a yükseldi. Bu, toplamda yaklaşık 8 puanlık bir artış anlamına geliyor ve son dört yılda yaklaşık 377 bin çocuk işçi olarak kaydedildi.

Çocukların çalışması, bir “tercih” değil; yetersiz beslenme, okul masrafları, barınma sıkıntısı ve yetersiz sosyal koruma nedeniyle yaşamak zorunda kalmalarıyla ilgilidir. Bu çocuklar çalıştıkça yoksulluktan çıkmazlar; aksine yoksulluk döngüsü sürer. Eğitimden kopan her çocuk, ileride güvencesiz ve yoksul bir hayat sürmek zorunda kalmaktadır. Bu tablo, çocuk yoksulluğunun alarm seviyesinin üstünde olduğunu gösteriyor.

Sonuç olarak yoksulluk, çocuklar için açlık, eğitimden kopukluk ve erken yaşta çalışmaya zorlanma halini ifade ediyor. Okula aç giden, yeterince beslenemediği için derse odaklanamayan ve bu nedenle utangaçlaşan çocukların sayısı her geçen gün artıyor. Bu, sadece bugünün sorununu değil, geleceğin de sorunu hâline geliyor. Çünkü yetersiz beslenme ve eğitimden kopan çocuklar, ileride yoksulluk döngüsünde kalmaya devam edecekler. Bu nedenle acil bir şekilde, çocuk hakları temelli eğitim ve sosyal politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Devlet Çekiliyor, Çeteler Giriyor

* Yoksul mahallelerin durumu sosyolojik açıdan nasıl değerlendiriliyor? Bu mahallerin geleceği neyi tehdit ediyor?

Sosyolojik açıdan baktığımızda, yoksul mahallelerin “suç üreten yerler” şeklinde damgalanması hem yanlış hem de tehlikeli bir yaklaşımdır. Asıl sorun, derin yoksulluk ve ekonomik şiddetin kamusal hizmetlerin ulaşmadığı yerlerde görünmez bir şekilde normalleşmesidir. Derin yoksulluk, sadece gelir eksikliği değil; hukuki koruma, bakım, sosyal adalet, eğitim ve güvenli istihdamın olmaması anlamına gelir.

Devletin geri çekildiği alanlarda ise çeteler ve tefeciler gibi yapılar ortaya çıkmaktadır. İnsanlar, hayatta kalmak için alternatif geçim stratejileri arayışına girmektedir. Mafyatik yapılar, yoksulluğun yarattığı güvencesizliği örgütlemekte ve insanların çaresizliğini sistematik bir kazanç kaynağına dönüştürmektedir. Saha deneyimlerimden, borç verenlerin nasıl çalıştığını ve yoksul insanları kredi çekmeye nasıl zorladıklarını dinledim. Bu durum insanlar açısından ciddi bir tuzak haline geliyor.

Adalet Bakanlığı'nın kapsamlı bir araştırma yaparak, ne kadar insanın şirket kurdurtulup borçlandırıldığını ortaya koyması mümkündür. Ekonomik şiddet, yoksul insanların yaşamlarını zorlaştıran kritik bir kavramdır. Sürekli bir borçlanma ve güvencesiz gelirle karşılaşan hanımlar, sosyal devletin hak temelli ve koruyucu politikalarının zayıflaması nedeniyle, “alternatif geçim stratejileri” içine girebiliyor.

Bu durum, özellikle genç erkekler için “güç” ve “aidiyet” arayışındayken, kadınlar ve çocuklar için fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddetin artmasına neden olmaktadır. Yani ekonomik şiddet, mahallenin “kültürü” değil; derin yoksulluk ve kamu korumasının geri çekilmesinin bir sonucudur. Bu durum, en çok çocukların geleceğini tehdit eder. Derin Yoksulluk Ağı olarak, yoksulluk içindeki çocukların eğitimlerine devam etmesi ve yalnız annelerin yoksulluğunun derinleşmemesi için çalışıyoruz.

Çünkü eğitimden her kopış, çocuk işçiliğini ve akran zorbalığını beslerken, şiddeti gündelik yaşamda normalleştiriyor. Dolayısıyla mesele, “yoksul mahalleler” değil; yoksulluğun hak temelli yönetilmemesi ve ekonomik şiddetin görünmez kılınmasıdır. Şiddeti azaltmanın yolu; hak temelli sosyal politikalar, güvenli gelir, eşit eğitim ve kadınlar ile çocukları koruyacak sosyal hizmetlerin artırılması ve etkili koruma mekanizmaları sağlamaktır.

Ciddi Konut Sorunu Yaşanıyor

* Türkiye’de resmi verilere göre yaklaşık 18 milyon kişi sosyal yardımlarla yaşamını sürdürüyor. Size göre yardıma muhtaç nüfus ne kadar?

Resmi rakamlara göre, sosyal yardımlarla ayakta kalan yaklaşık 18 milyon kişi yoksulluğun sadece görünen kısmıdır. TÜİK’in 2024 Gelir ve Yaşam Koşulları verilerine göre, yoksulluk oranı yüzde 21.2'dir. Bu oran nüfusa uygulandığında, yaklaşık 18-19 milyon kişinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı ortaya çıkıyor. Ancak bu, yoksulluk sınırının hemen üzerinde görünen, ancak fiili olarak “çalışan yoksul” statüsüne düşen birçok haneyi kapsamıyor.

Kiracılar arasında oranlar yüzde 28, geniş ailelerin yüzde 26,9'unun yoksul olduğu ve nüfusun yüzde 31,3'ünün ciddi konut sorunu yaşadığı düşünüldüğünde, fiilen dayanışmaya ihtiyaç duyan ve her an yoksullaşma riski taşıyan nüfusun 30-35 milyon bandına ulaşmış olabileceği gerçeği ortaya çıkıyor. Yani sorun yalnızca “yardım alanlar” değil; yardım almayan ama geçinmekte zorlanan büyük bir kesim mevcut. Asgari ücretle çalışanlar ve düşük emekli aylığı ile yaşayanlar da bu görünmez kitlenin en büyük kısmını oluşturuyor.

Bu nedenle Türkiye’de yoksulluğu dar tanımlı sosyal yardımlarla değil, çok boyutlu yoksulluk ve sabit geliri olan derin yoksul haneler üzerinden değerlendirmek gerekmektedir. Asgari ücret açlık sınırının çevresinde ve yoksulluk sınırının altında kalıyor. Milyonlarca insan resmi olarak “çalışıyor” görünse de fiilen yoksuldur.

Emeklilerin büyük bir kısmı, özellikle en düşük emekli aylığıyla geçinenler, açlık sınırının altında kalmaktadır. Üstelik bu grup çoğu zaman “geliri var” denilerek sosyal desteklerden tam anlamıyla faydalanamıyor. Burada daha derin bir soru var: Yoksulluk hangi ihtiyaç setine göre tanımlanıyor? Dünya Bankası'nın kişi başı 2.15 dolar altındaki yaşam standartlarını “aşırı yoksulluk” olarak tanımlaması gibi, ölçütler yoksulluğun gerçek yükünü görünür kılamamaktadır.

Yoksulluk, yalnızca gıda eksikliği değil, aynı zamanda barınma, ısınma/enerji, ulaşım, sağlık, eğitim, dinlenme ve sosyal yaşama katılım gibi temel haklara erişememek anlamına gelmektedir. Dünya Bankası’nın aşırı yoksulluk ölçütleri, yoksulluğu insan onuruna uygun bir yaşamdan yoksunluk olarak değil, yalnızca “hayatta kalma” eşiği olarak tanımlar. Bu durum, küresel eşitsizliklerin ve hak ihlallerinin yapısal boyutunu görünmez kılar.

Sosyal Yaşamdan Vazgeçiyorlar

* Türkiye’de son yıllarda hayat pahalılığı giderek artıyor. İnsanlar en temel ihtiyaçlarını kısıtlıyor. Bu tablo ağırlaşacak mı?

Türkiye’de milyonlarca asgari ücretli açlık sınırına sıkışmış durumda. En düşük emekli aylıkları ise çoğu zaman açlık sınırının altında kalıyor; bu nedenle emekliler de fiilen “yardıma muhtaç” durumdalar ancak “geliri var” denerek istatistiklerde görünmez hale getiriliyor.

Günümüzde yaşananlar “temel ihtiyaçlardan kısmak” değil; yaşamın barınma, gıda ve sağlık alanlarına sıkışmasıdır. İnsanlar artık tatil, sosyal etkinlikler veya kültürel aktivitelerden vazgeçme zorunluluğu hissediyor, her gün kirayı mı ödeyeceğim, çocuğuma yemek mi alacağım, ilacımı mı temin edeceğim gibi kararlar almak zorunda kalıyor.

Bu, yoksulluğun en ağır ve tehlikeli aşamasıdır. Temel ihtiyaçlar arasında sürekli tercih yapmak insanları yalnızca yoksullaştırmıyor, beden sağlığını ve ruhsal çökmeleri hızlandırıyor ve çocukların geleceğini tehdit ediyor.

Bu tablo, geçici bir hayat pahalılığı değil; gelirin yaşam maliyetinin çok altında kaldığı bir ortamda, milyonlarca insanın onurlu yaşam hakkının askıya alınması demektir. Barınma, sağlık ve gıda aynı anda güvence altına alınmadığı sürece kriz derinleşecek ve yoksulluk daha da kalıcı hale gelecektir.

Çalışıyoruz Ama Yoksuluz

* Yoksulluktan en fazla etkilenen gruplar kimlerdir?

Yoksulluktan en fazla etkilenen grupların başında çocuklar ve yaşlılar geliyor. Çocuklar için yoksulluk, yetersiz beslenme, okul yemeğine erişememe, okul terkleri, akran zorbalığı ve utanç gibi problemler üzerinden ilerliyor. Bu durum çoğu zaman geri dönülmesi zor iz bırakan bir travmaya dönüşebiliyor.

Yaşlılar, engelliler ve kronik hastalıkları olan kişiler ise yoksulluğu sağlık hizmetlerine erişememe ve bakım yükü üzerinden yaşıyor. İlaç almak için borçlanan ya da eczaneden reçeteli ilacı alabilmek için kimliğini bırakmak durumunda kalanlar, görünmez yoksulluğun en çarpıcı örneklerini oluşturuyor. Önemli bir diğer grup, özellikle tek ebeveynli anneler olan kadınlardır.

Kadınlar yoksulluğu, sadece gelir kaybı olarak değil; aynı zamanda ücretsiz bakım emeği, borçlanma, evsizlik korkusu ve sağlık hizmetlerine erişim zorluğu üzerinden deneyimler. Ekonomik şiddet, kadınların hayatını sarmalayan bir durum olup, çoğu zaman fiziksel ve psikolojik şiddetle iç içe geçmektedir.

Asgari ücretliler, çalışıyor olmalarına rağmen açlık sınırına sıkıştırılmış durumdalar. Barınma, gıda ve sağlık arasında her zaman tercih yapmak durumundalar. Emekliler, özellikle en düşük emekli aylığı alanlar, giderek görünmez yoksullar haline geliyorlar. Gelirleri var ama yaşam maliyetine yetmiyor; bu nedenle gıda, ilaç ve ısınmadan kesinti yapmak zorunda kalıyorlar.

Sosyal desteklerden de tam anlamıyla yararlanamamaktadırlar. Son bir grup ise kiracılar ve güvencesiz işlerde çalışanlardır. Barınma krizi ve düzensiz gelir sahibi olan bu kişiler yoksulluğu en sert şekilde yaşayan kesimler arasında; sürekli yer değiştirme, evsizlik korkusu ve borç, gündelik yaşamlarının bir parçasıdır.

Yoksulluğu Bitirmek Mümkün

* İnsanca bir yaşam için yoksulluktan kurtulmak adına hayata geçirilmesi gereken adımlar nelerdir?

– Yoksulluk, “gelir sorunu” değil, “insan hakları ihlali” olarak tanınmalıdır.

– Sosyal yardımlar “muhtaçlık” yerine, “hak temelli sosyal koruma” anlayışında yeniden düzenlenmelidir; barınma, gıda ve sağlık hakları koşulsuz olarak güvence altına alınmalıdır.

– Her çocuğa ücretsiz ve besleyici okul yemeği sağlanmalıdır.

– Sağlıkta katkı payları kaldırılarak, yoksulluğa bağlı tedaviye erişim zorluğu ortadan kaldırılmalıdır.

– Evsizlik riskini azaltan sosyal konut politikaları geliştirilmelidir.

– Okul terklerini önlemek için her okulda sosyal hizmet uzmanı ve psikolog bulundurulmalı; çocuk işçiliğine “sıfır tolerans” sağlanmalıdır.

– Ücretsiz bakım emeği tanınmalı; 0-6 yaş grubu için ücretsiz kamusal kreşler yaygınlaştırılmalı ve şiddet mağduru olan tek ebeveynli kadınlar için gelir ve barınma güvencesi sağlanmalıdır.

– Kayıt dışı ve güvencesiz işlerin denetlenmesi, ücretlerin yaşam maliyetine endekslenmesi; sendikal hakların güçlendirilmesi gerekmektedir.

– Yoksul mahallelerde erişilebilir kamusal alanların güçlendirilmesi ve yoksul kadınların evlerinden çıkabilmesini sağlayacak şekilde mahallerde planlama yapılmalıdır.

reklam

YORUM YAP

reklam

DÖVİZ KURLARI

  • Dolar DOLAR
    ALIŞ SATIŞ FARK
    44,3184 44,3277 % 0.25
  • Euro EURO
    ALIŞ SATIŞ FARK
    50,7662 50,7746 % -0.07
  • Sterlin İNG. STERLİNİ
    ALIŞ SATIŞ FARK
    58,7292 58,7757 % 0.24
  • Frang İSV. FRANGI
    ALIŞ SATIŞ FARK
    55,8639 55,9151 % 0.28
  • Kanada Doları KAN. DOLARI
    ALIŞ SATIŞ FARK
    32,2562 32,2748 % 0.22
  • Çeyrek Altın ÇEYREK ALTIN
    ALIŞ SATIŞ FARK
    10.976,56 11.218,91 % 0,18
  • Gram Altın GRAM ALTIN
    ALIŞ SATIŞ FARK
    6.860,35 6.861,72 % 0,18
  • Bitcoin BITCOIN
    FİYAT DEĞİŞİM
    71.074,01 -4.384
reklam

DÖVİZ ÇEVİRİCİ

  • Satış
    Alış