reklam
reklam
DOLAR 43,1822 % 0
EURO 50,4547 % 0.18
STERLIN 58,2670 % 0.26
FRANG 54,0183 % 0.11
ALTIN 6.397,54 % -0,52
BITCOIN 96.739,28 1.317
reklam

Türkiye'de Doğurganlık Oranı 11 Yıldır Sürekli İnişte

Yayınlanma Tarihi : Google News
Türkiye'de Doğurganlık Oranı 11 Yıldır Sürekli İnişte
reklam

Türkiye'nin nüfus artış hızı son yıllarda belirgin bir şekilde yavaşlamaya başladı. Bu durum, ülkenin demografik yapısında köklü ve kalıcı değişimlere yol açabileceği kaygısını doğuruyor.

Uzmanlar, doğurganlık oranındaki düşüşün yalnızca nüfus artış hızını etkilemekle kalmayacağını, iş gücünün azalması, sosyal güvenlik sistemine yönelik baskılar ve sağlık ile bakım masraflarının artması gibi bir dizi sorunu gündeme getirebileceğini belirtiyorlar.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından gerçekleştirilen analizler, “toplam doğurganlık hızı”nın 2001'de 2,38 çocuk seviyesinde iken 2014'ten bu yana sürekli bir azalma eğilimi gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu kapsamda, 2014'te 2,19 olan doğurganlık oranı 2015'te 2,16, 2016'da 2,11, 2017'de 2,80 ve 2018'de 2,00 seviyesine kadar geriledi.

2018 yılından itibaren ise toplam doğurganlık hızı 2'li rakamların altında seyretti.

Doğurganlık oranı 2019'da 1,89'a düşerken, takip eden yıllarda ise sırasıyla 2020'de 1,77, 2021'de 1,71, 2022'de 1,63, 2023'te 1,51 ve 2024'te 1,48 seviyesine gerilemiştir. Bu durum, nüfusun yenilenme seviyesinin olan 2,1'in altında kaldığını göstermektedir.

Uzmanlar, bu trendin devam etmesi durumunda Türkiye'nin, Avrupa Birliği (AB) ortalamasının da altına inebileceği uyarısında bulunuyor.

TÜİK Başkan Yardımcısı Furkan Metin, doğurganlık oranının 1,4 seviyesine düşmesinin, “yüksek alarm” durumu anlamına geldiğini belirtti.

Metin, Türkiye'nin geçtiğimiz yıl itibarıyla “çok yaşlı ülkeler” kategorisine girdiğine dikkat çekerek, önümüzdeki 25 yıl içinde yaşlı nüfus oranının yüzde 25'in üzerine çıkabileceğini ifade etti.

'Türkiye 1990'lı Yıllarda 20 Yaşındaki Genç Gibi'

Doğurganlık oranındaki bu düşüş ile birlikte ortalama yaşın hızla yükseldiğine dikkat çeken Metin, “Türkiye, 1990'lı yıllarda 20 yaşındaki bir genç gibiydi. Eğer doğurganlıkta bu düşüş devam ederse, yaklaşık 40 yıl içinde ortanca yaşımız 45'in üzerine çıkabilir. 45 yaşındaki Türkiye'nin dinamikleri ile 1990'lı yıllarda 20-25 yaşındaki Türkiye'nin dinamikleri kesinlikle aynı olmayacak,” şeklinde konuştu.

Mevcut durumun ciddi bir nüfus krizine işaret ettiğini kaydeden Metin, doğurganlık oranındaki düşüşlerin önümüzdeki 10 yıl boyunca devam etmesi halinde geri dönüşü olmayan bir sürece girileceğini vurguladı.

Yaşlı nüfus oranının artmasının sosyoekonomik sorunları da beraberinde getirebileceğine dikkat çeken Metin, sosyal güvenlik sisteminin mevcut durumu ile sürdürülebilir olmayacağını belirtti.

'Sezaryen Doğumda İlk Sırada'

Metin, “Türkiye, sezaryen doğum oranlarında dünyada ilk sırada. İnsanlar geç evleniyor ve sezaryenle çocuk sahibi oldukları için, isteseler de 2 ya da 3 çocuğun üzerine çıkmakta zorlanıyorlar,” değerlendirmelerinde bulundu.

Tek çocuk sahibi olan ya da evlenmeyen bireylerin ileride yalnızlıkla karşılaşacaklarını ifade eden Metin, “Avrupa'da birçok ülkenin yaşlanmayla ilgili yaşadığı sorunları Türkiye'de de göreceğiz. Şu anda her 5 evden 1'inde yalnız birey var ve bu yalnız yaşayanların yüzde 35'ini 55 yaş üstü kadınlar oluşturuyor. Dolayısıyla ailenin önemi ilerleyen yaşlarda ortaya çıkıyor. Ancak bu yaşlardaki çocuk sahibi olma pişmanlığı fayda getirmiyor. Ülke olarak bu kritik eşiği maalesef şu an kaçırıyoruz,” dedi.

'Gittikçe Yaşlanan Bir Ülke'

Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Deniz Harp Okulu Dekanı Prof. Dr. Cemalettin Şahin, ülkede yaşanan nüfus krizinin yeni bir durum olmadığını, son 20 yıldır bu sürecin devam ettiğini vurguladı.

Cumhuriyet'in ilanından sonra devlet politikalarıyla nüfusun artırılmasının amaçlandığını hatırlatan Şahin, “Atatürk'ün 100 milyonluk Türkiye hayali var. Bu konuda çeşitli hatıratlarda bilgiler mevcut. 1930 yılında yürürlüğe giren Hıfzıssıhha Kanunu'nun bir maddesine göre 6 ve daha fazla çocuğu olan annelere madalya verilmiş ve maddi destek sağlanmıştı. Ayrıca keyfi düşüklerin yasaklanmasıyla bir nebze başarı elde edildi,” açıklamasında bulundu.

Şahin, 1950'lerin sonlarına doğru nüfusun azaltılması amacıyla gazeteler aracılığıyla kampanyaların başlatıldığını belirterek, “Bu kampanya dışarıdan vakıflar ve dernekler tarafından da desteklenerek Türkiye'deki nüfusun planlamasına yönelik çalışmalar yapıldı. 1963'te Sağlık Bakanlığına bir rapor hazırlandı ve 2 yıl sonra Nüfus Planlaması Kanunu çıkarıldı. Türkiye, nüfusunu azaltmak için elindeki tüm imkanları seferber etti,” ifadesinde bulundu.

'Seferberlik Gerekiyor'

Nüfus planlamasında yeniliklere ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Şahin, “Konut mimarisi yeniden gözden geçirilmelidir. 1+1 ve 2+1 daireler, çocuklar için adeta hapishane gibi. Konut kültürümüzde bir değişime gitmemiz gerekiyor,” dedi. Şahin ayrıca, “Eğitim sürelerini kısaltalım. Eğitimi yeniden gözden geçirmeliyiz,” şeklinde ifadeler kullandı.

Halk arasında ekonomik kaygılardan dolayı nüfus artışının olmadığını söyleyen bir önyargının mevcut olduğunu vurgulayan Şahin, “Bu doğru değil. Bunu ifade ettiğimizde tepki alıyoruz. Eğer bu doğru olsaydı şu anda İsveç, Norveç, İngiltere ve Almanya'nın nüfusu artardı. Şu anda zengin olan ülkelerin nüfusu artmıyor. Bu bir kültürel meseledir. Sınırsız bir nüfus artışı değil, ancak Türkiye gittikçe yaşlanan bir ülke konumuna geldi. Bugün Türkiye, kendi fındığını, pamuğunu, çayını toplayacak insan gücünden yoksul durumda. Bu nedenle geleceğimiz çok iyi görünmüyor. Topyekun bir seferberlik şart,” dedi.

reklam

YORUM YAP