

Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, artan kamu borcu sebebiyle yeni bir tehlikeyle yüzleşiyor. Toplam borcun 38 trilyon doları geçmesi ve borcun milli gelire oranının yüzde 120 seviyesine ulaşması, para politikasının esnekliğini azaltıyor. Ekonomistlere göre, bu durum “mali baskınlık” olarak adlandırılan bir dönemi işaret ediyor.
Bu kavram, merkez bankasının enflasyonla mücadelesinde faiz oranlarını ayarlama yetkisinin, devletin artan finansman ihtiyacı yüzünden kısıtlanması anlamına geliyor. Bu düzenlemenin, vergiler ya da harcama kesintileri yerine paranın alım gücü üzerinden yapılma riski öne çıkmakta.
Tarihten Günümüze Borç Alarmı
Uzmanlar, mevcut durumu Roma İmparatorluğu dönemi “para ayarı” uygulamalarına benzetiyorlar. O dönemde imparatorlar, artan masrafları karşılamak için madeni paraların gümüş içeriğini azaltarak para değerini fiili olarak düşürmüşlerdi. Uzun vadede bu strateji, sadece enflasyonu değil, aynı zamanda para sistemine olan güvenin de sarsılmasına yol açmıştı.
Günümüzde ise benzer bir risk, fiziksel paranın değil, mali disiplinin zayıflaması üzerinden tartışılmakta.
Yellen: “Ön Koşullar Güçleniyor”
Amerikan Ekonomi Derneği'nin düzenlediği bir panele katılan Janet Yellen, ABD'nin mali baskınlığa yaklaşabileceğine dair uyarıda bulundu. Yellen, borcun önümüzdeki 30 yıl içinde milli gelirin yüzde 150’sine doğru yükselebileceğini belirterek, bunun merkez bankasının enflasyonla mücadelesini zorlaştırabileceğini ifade etti.
“Hamilton Normları” Tartışması
Virginia Üniversitesi’nden ekonomist ve eski Fed yetkilisi Eric Leeper, meselenin yalnızca para politikasıyla sınırlı olmadığını ileri sürüyor. Leeper’a göre, ABD uzun yıllar “Hamilton normu” olarak bilinen bir anlayışla hareket etti; bu anlayış, bugün alınan borçların gelecekte bütçe fazlaları ile geri ödeneceği varsayımına dayanıyordu.
Leeper, bu anlayışın 2020’de sona erdiğini ve pandemi dönemindeki büyük ölçekli teşviklerin borcun “gelecekteki vergi yükü” değil, “kalıcı bir hediye” gibi algılanmasına neden olduğunu belirtti.
Faiz Artışları Artık Fren Değil
Yüksek borç seviyeleri, faiz politikalarının etkilerini tersine çevirmiş durumda. Geleneksel olarak faiz artışları harcamaları azaltırken, mevcut borç yükü nedeniyle artan faizler devletin ödemek zorunda olduğu faiz miktarını da artırmakta.
Leeper’a göre, yıllık faiz ödemelerinin 1 trilyon doları aşması, bu paranın özel sektöre doğrudan gelir olarak aktarılması anlamını taşımaktadır. Bu durum, beklenmedik bir şekilde faiz artışlarının ekonomiyi soğutmak yerine canlandırıcı bir etki yaratmasına yol açıyor.
Tahvil Piyasası Alarm Veriyor
Navy Federal Credit Union Başekonomisti Heather Long, tahvil piyasasında artan bir baskı olduğuna dikkat çekti. Long, borcun milli gelire oranının yüzde 120 seviyesinin birçok ülke için “oyun değiştirici” bir eşik olduğunu ve bu noktadan sonra yatırımcıların ekonomi üzerinde daha fazla söz sahibi olduğunu dile getirdi.
Bu durum, mortgage ve taşıt kredileri gibi bireysel borçlanma maliyetlerinin Fed’in faiz kararlarından bağımsız olarak yükselmesine yol açabilmektedir.
Ekonomistler, ABD’nin henüz aşırı enflasyon ya da sistemik bir çöküş yaşamadığını, ancak risklerin arttığını vurgulamaktadır. Leeper, kamuoyunun mali politikayı doğrudan enflasyonla ilişkilendirmeye başlamasının tehlikeli bir eşik olduğunu belirterek, “Güven sarsılırsa, tablo hızla değişebilir” uyarısında bulundu.



DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN