reklam
reklam
DOLAR 44,2043 % 0.05
EURO 50,9422 % -0.07
STERLIN 58,8719 % 0.02
FRANG 56,0766 % -0.04
ALTIN 7.144,95 % 0,50
BITCOIN 74.381,16 1.002
reklam

Finansal Olarak Artık Tükendik

Yayınlanma Tarihi : Google News
Finansal Olarak Artık Tükendik
reklam

ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES

Artık firmalar 'Büyüdüm' demekten çok 'Ayakta kaldım' demeyi tercih ediyor. 2025 yılı, birçok firmanın sermayesini tüketerek kapanmasına neden oldu. Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, bu yıl da kredi maliyetleri yüksek kalırsa, özellikle KOBİ'lerde küçülme dalgasının derinleşmesi olasılığına dikkat çekiyor. Sönmez ile işletmelerin karşılaştığı sorunları ele aldık.

* 2025 hem çalışanlar hem reel sektör, işverenler açısından zorlu bir yıl oldu. Geçtiğimiz yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

2025 yılına başlarken, önceki iki yıla göre daha umutluyduk; en azından düzlüğe çıkmayı umuyorduk. Ancak maalesef sorunlarımız daha da kökleşti. Yapılan sahadaki ziyaretlerde, özellikle 2023'ten itibaren iş dünyasının en büyük sıkıntısı olan ‘finansmana erişim’ sorununun 2025’de tavan yaptığını gözlemledik.

Yıl sonunda enflasyon yüzde 30.89 olarak kaydedildi. Gıda enflasyonu yüzde 28.31; üretici fiyatları artışı (Yİ-ÜFE) ise yıllık yüzde 27.67 oldu. Bu veriler, dezenflasyon sürecinin sürdüğünü gösterebilir fakat sahada herhangi bir ‘rahatlama’ hissi yaratmadı. Çünkü reel sektörün temel gündemi krediye erişim, vadelerin kısalması, teminat baskısı ve yüksek finansman maliyetinin nakit akışını kısıtlaması.

Kredi faizlerindeki artış bunun en açık örneği. 2025’i kapatırken ortalama ticari kredi faizleri yüzde 50 civarındaydı ve 2026’ya girerken yeniden yüzde 52-53 aralığına yükseldi. Yani enflasyon yüzde 30’a yaklaşırken, şirketlerin kullandığı paranın maliyeti yüzde 50’yi aşıyor. Bu dengede yatırım ve günlük işletme sermayesinin sürdürülebilirliği son derece zorlaşıyor.

Bir noktanın altını çizmek istiyorum: Cirolardaki artışlar yanıltıcı olmamalı. Bu büyüme, pek çok sektör için üretim miktarından ziyade fiyat artışlarından kaynaklanıyor. Reel büyüme sınırlı kaldı ve birçok işletme 'Büyüdüm' demekten ziyade 'Ayakta kaldım' diyor. Anadolu’da birçok firma 2025’i sermayesinden beslenerek kapandı; yatırım iştahı azaldı, yeni kapasite planları askıya alındı.

Ek Maliyet Şoku Doğmamalı

* 2026 için zorlu geçeceği öngörülen dönem hakkında neler bekliyorsunuz, işverenleri zorlayacak hangi alanlar var?

TÜRKONFED olarak, ekonomi yönetimine destek vermeye devam ediyoruz ve rasyonel politikalar konusunda kararlılık devam ettiği sürece bu destek sürecektir. Çünkü Türkiye’nin bu süreçte en çok ihtiyaç duyduğu şey; öngörülebilirlik ve güven. Ancak aynı zamanda, iş dünyamızın omzuna ağır mali yükler getiriliyor. Örneğin bu yıl devreye alınması planlanan Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES). Sistemin amacı sosyal güvenliği güçlendirmek olabilir; ama eğer işverenler için brüt ücret üzerinden yeni bir yük gelirse, bu KOBİ'lerde nakit akışına olumsuz etki yapabilir. Zaten krediye erişim sınırlıyken, kısa vadede ‘ek maliyet şoku’ doğmamalı; mutlaka vergi avantajları, teşvikler ve geçiş takvimleri ile dengelenmelidir.

Küresel ölçekte de tablo rahat değil. Korumacılık, tedarik zinciri kırılganlıkları ve jeopolitik dalgalanmalar yatırım kararlarını zorlaştırıyor. İç dinamikleri ele alacak olursak, imalat sanayinde PMI'nın 2025 Aralık'ta 48.9 olması dikkat çekici. Eşik değer olan 50’nin altında olduğundan, bu durum sektörde daralma eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Ayrıca kapasite kullanım oranı yüzde 74.4; yani sanayi, hâlâ tam kapasiteyle çalışamıyor. Bu tablo, 2026’nın başında iş dünyasının ‘yüksek direnç’ ile ilerleyeceğini işaret ediyor.

Yine de, eğer finansmana erişim imkanları açılır, kredi mekanizması yeniden işlerlik kazanır ve güven ortamı güçlenirse, 2026’nın son çeyreğinde üretim ve yatırım iştahında bir toparlanma sağlanabilir. Çünkü Türkiye, 2025 yılında ihracatta 273.4 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. Bu önemli bir gösterge; çünkü sanayi ve ihracat refleksi hâlâ güçlü. Ancak bu rekorun sürdürülebilir olabilmesi için üreticilerin finansmana erişimini, maliyetlerini yönetimini ve uzun vadeli plan yapmalarını sağlayacak adımlar atılması gerekiyor. Bizim hedefimiz, Türkiye’nin bu potansiyelini 'sıçramaya' dönüştürmek.

Enflasyon Düşüşü Raf Fiyatına Yansımalı

* 2025 sonunda enflasyonun yüzde 31 civarında geldiğini görüyoruz. Bu yıl için enflasyonla ilgili hangi riskleri öngörüyorsunuz?

Evet, TÜİK verilerine göre 2025 yılında yüzde 30.89 enflasyonla kapattık. Düşüş eğilimi önemli ancak enflasyon hâlâ işletmelerin maliyet hesaplamalarını zorlaştırıyor, fiyatlama mekanizmasını bozuyor ve uzun vadeli sözleşmeleri zayıflatıyor. Bu yıl için en büyük risk; enflasyonun rakamsal düşüşünün fiyat istikrarı ve kalıcı bir güven ortamına dönüşmemesi.

Bir başka risk de maliyet kanalıdır. Türkiye’nin üretim yapısı ithal girdilere son derece duyarlı. Kur dalgalanmaları, maliyetleri tekrar yukarı çekebiliyor. Üstelik Yİ-ÜFE’nin yüzde 27.67 olduğu bir ortamda, işletme maliyet baskısından ‘tam çözülmüş’ sayılmaz. Yani enflasyon düşüyor diye bir rahatlama bekleyemezsiniz; raf fiyatları, kira maliyetleri ve lojistik giderleri hâlâ yüksek kalıyor.

Enflasyonla mücadelede asıl kritik detay şu: Rakam düşerken finansman maliyeti de düşüyor mu? Ticari kredilerin gerçekten ‘yatırım yapılabilir’ seviyelere gelip gelmediği, vade sürelerinin uzayıp uzamadığı ve teminat baskısının azalıp azalmadığı belirsiz. Eğer bu konular düzelmezse, enflasyon gerileyebilir ama reel sektörün karar alma kapasitesi genişlemez.

İhracatçılar Zararına Üretim Yapıyor

* Yaklaşık 3 yıldır uygulanan sıkı mali politikanın olumlu sonuçlarının alınmadığı görülüyor. Bu süreç reel sektörde ne tür tahribatlara yol açtı? Sürecin uzaması işletmeleri nasıl etkiler?

Sıkı para politikası enflasyonla mücadelede mantıklı bir araçtı, ama bu sürecin yapısal reformlarla desteklenmeden uzaması, sahada çok belirgin bir ‘finansal tükenmişlik’ yarattı. Şu anda birçok işletmenin sorunu kârlılık değil, nakit akışını idame ettirebilmek.

İhracatçılar, uzun vadeli sözleşmelerini kaybetmemek amacıyla kârsız hatta zararına üretim yapıyor. Çünkü Avrupa pazarında fiyat tutturamadığınız an müşteri kaybetmek, yıllar süren pazar kaybı demektir. Üstelik kredi faizleri marjların çok üstüne çıktığında, işletmeler borcunu borçla kapatmaya çalışıyor.

Sürecin uzaması, yatırımların ertelenmesine yol açıyor. Bu durum, sadece “Yeni fabrika kurmadık” anlamına gelmiyor; mevcut üretim hattını yenileyememek, dijital dönüşüm projelerini geciktirmek ve verimlilik artışlarını kaçırmak demektir. Kısa vadede tasarruf gibi görünen Ar-Ge/inovasyon kesintileri, orta vadede rekabet gücünü zayıflatacaktır. Eğer 2026’da da sıkılaşma yalnızca faiz üzerinden devam ederse ve kredi kanalında rahatlama olmazsa, üretim kapasitesinde kalıcı kayıplar riski yükseliyor.

Öte yandan, son üç yıl boyunca, en küçükten en büyüğüne kadar Türk iş dünyası bu sıkılaşma döneminde üzerine düşen fedakârlığı yaptı ve yapmaya devam ediyor. Reel sektör; yüksek faiz, daralan kredi kanalları ve artan maliyetlere karşı üretimi, istihdamı ve ihracatı ayakta tutmaya çabalıyor. Ancak, bu süreçte mali disiplini konuşurken kamu maliyesindeki tasarruf tedbirlerinin de aynı kararlılıkla ele alınması gerektiğine inanıyoruz.

Betonu Olmayan Firma Sistem Dışına İtiliyor

* Üyelerinizin en büyük şikâyet alanları neler, kredi kullanabiliyorlar mı, borçlarını ödeyebiliyorlar mı, küçülmeye giden işletmeler var mı?

Anadolu’nun her yerinde duyduğumuz en yaygın sorun: “Finansmana erişimimiz yok.” Krediye erişim, belge üzerinde mevcut gibi görünse de, yüksek maliyetler nedeniyle işletmeler bu kaynaklara ulaşamıyor. Teminat yapısı da oldukça katı; bankalar genellikle siparişi, faturayı veya ihracat potansiyelini teminat olarak kabul etmiyor ve mutlaka gayrimenkul talep ediyor. Bu durum, hızlı büyüme potansiyeli olan ancak ‘betonu olmayan’ firmaları sistem dışına itiyor.

Vade sorunları da mevcut: İş dünyası 36 ay vade bulmada bile zorluk çekiyor. Oysa yatırım için en az 5-10 yıl gereklidir. Bu şartlar altında işletmeler, uzun vadeli yatırım yerine ‘günü kurtarma’ finansmanı arıyor. Bunun sonucunda, kapasite kullanımını düşüren, yeni işe alımları durduran ve küçülme yönünde adım atan işletmelerin sayısının arttığını gözlemliyoruz.

KOBİ’leri dikkate almak gerekir. TÜİK verilerine göre KOBİ’ler tüm girişimlerin yüzde 99.6’sını oluşturmakta ve istihdamın yüzde 68.5’ini sağlamaktadır. Cironun yüzde 44.1’i de KOBİ’lere aittir. Kısacası, eğer KOBİ’ler nefes alamıyorsa, ekonominin genel yapısını da olumsuz etkiliyor. Bu kadar büyük bir omurga, bu kadar yüksek faiz ve bu denli kısa vadelerle etkinliğini sürdüremez.

Nakit Akışı Bilanço Krizine Dönüştü

* 2025, iflas ve konkordato başvurularında zirve yapılan bir yıl olarak kaydedildi. Bu yıl için neler öngörüyorsunuz? Küçülmeler ve işten çıkarmalar artar mı?

2025 yılı, konkordato başvurularında alarm verici bir tablo sundu. Kamuya yansıyan verilere göre, 2025 yılında mahkemelerin verdiği geçici mühlet kararları 2 bin 817 şirket seviyesine ulaştı ve bu oran oldukça dikkat çekici. Bazı araştırmalara göre ise, 2025 boyunca verilen konkordato kararları toplamı 6 bin 361’e ulaştı. Bu durum, reel sektörün nakit akışı sıkışıklığının artık ‘bilanço krizine’ doğru evrildiğini gösteriyor.

2026’nın ilk yarısında bu baskının devam etme ihtimali oldukça yüksek. Çünkü yılın başı, yeni mali yüklerin, kredi maliyetlerinin ve belirsizliklerin bir arada hissedildiği bir dönemdir. İkinci yarıdan itibaren faizlerin makul seviyelere inmesi ve finansmana erişimin normalleşmesi durumunda daha dengeli bir zemine geçiş yapılabilir.

İstihdam açısından da iki yönlü bir risk var. Geleneksel sektörlerdeki daralma baskısının bir yanı, diğer tarafta yeşil dönüşüm ve teknoloji yatırımlarında yeni istihdam alanlarının açılma olasılığı. Eğer finansman kanalları açılır ve öngörülebilirlik sağlanırsa, işten çıkarmalar yerine beceri dönüşümü ve yeni nesil istihdamı tartışabiliriz. Ama kredi maliyetleri yüksek kalırsa, başta KOBİ’ler olmak üzere küçülme dalgası derinleşebilir.

Hukuki Altyapı Önemli

* İşletmelerin düze çıkabilmesi ve ekonominin normalleşmesi için atılması gereken ilk adımlar neler olmalıdır?

Ekonomiyi normalleştirmek istiyorsak, günü kurtaran geçici çözümlerden vazgeçerek yapısal reform hamlesini başlatmalıyız. TÜRKONFED olarak bu süreçte Ankara ile diyaloğu artırmanın son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Çözümün bir parçası olan bir iş dünyası yaklaşımıyla ekonomi yönetimi ile düzenli iletişim kuruyoruz. Hepimizin malumu, dünyada çok hızlı ve köklü değişimler yaşanmakta. Türkiye’nin bu süreçleri kaçırmaması ve bu dönüşümlere entegre olabilmesi için iş dünyasının politika tasarım süreçlerinin içinde yer alması gerektiğini savunuyoruz. Bizim çözüm önerilerimiz ise oldukça net:

Finansman ve Teminat Devrimi: Geleneksel bankacılığın ötesine geçen fintech, tedarik zinciri finansmanı, kitle fonlaması ve risk sermayesi gibi modellerin büyütülmesi gerekiyor. Bankalar; siparişi, faturayı ve ihracat kontratını daha güçlü teminat olarak kabul etmelidir. Finansmanın ‘gayrimenkule kilitlendiği’ bir ekonomide yenilikçi işletmelerin büyümesi oldukça güç.

Vergi Adaleti: Türkiye’de vergi yükü kompozisyonu sorunlu. 2025’te vergi gelirlerinin yüzde 62.4’ü dolaylı vergilerden geldi. Yani KDV ve ÖTV gibi tüketimden sağlanan vergilerin oranı fazladır. Bu yapı, hem hane halkını olumsuz etkiliyor, hem de şirketler açısından iç talebi kırılgan hale getiriyor. Vergi sistemi, bir cezalandırma aracı olmaktan çıkarak üretimi teşvik eden bir mekanizma haline gelmelidir.

Bölgesel Ücret ve İstihdam Dengesi: Türkiye’de bölgesel gelişim farkı belirgin. Aynı ücret yapısıyla her yerde eşit istihdam beklemek gerçekçi değildir. Burada hedef ‘ücreti düşürmek’ değil, bölgesel rekabet gücünü koruma, çalışanı koruyarak destekleyen dengeli bir model oluşturmaktır.

Fabrika Yapan TOKİ Modeli: KOBİ’lerin yatırımını bina yerine teknolojiye yönlendirebilmeliyiz. Üretim alanı maliyetleri düştüğünde, işletmeler sınırlı kaynaklarını makineye, dijital dönüşüme, verimliliğe ve nitelikli istihdama yönlendirebilir.

Hukuk ve Güven Altyapısı: Ekonomik istikrar yalnızca faizle gelmez; güvenle gelir. Güvenin kaynağı da güçlü kurumlar, şeffaflık ve öngörülebilirliktir. Kalıcı bir yatırım iklimi oluşması için bu alanları güçlendirmeliyiz.

Bugün verilen mücadele, sadece bugünün sorunlarını aşma çabası değil; aynı zamanda yarının Türkiye’sini inşa etme mücadelesi. Dünyadaki dengeler hızla değişirken, Türkiye’nin kriz yönetiminin yanı sıra yeni bir kalkınma hikâyesine de ihtiyacı var. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme, tedarik zinciri kırılmaları ve jeopolitik riskler; rekabeti dayanıklılık, verimlilik, teknoloji ve nitelikli insan gücü açısından yeniden tanımlıyor. Bu yeni dönemde kalıcı başarı, kamu ile iş dünyasının benzer hedefler için bir araya geldiği, güvene dayanan ortak akıl ve ortak sorumlulukla mümkündür.

reklam

YORUM YAP

reklam

DÖVİZ KURLARI

  • Dolar DOLAR
    ALIŞ SATIŞ FARK
    44,1793 44,2043 % 0.05
  • Euro EURO
    ALIŞ SATIŞ FARK
    50,7188 50,9422 % -0.07
  • Sterlin İNG. STERLİNİ
    ALIŞ SATIŞ FARK
    58,8266 58,8719 % 0.02
  • Frang İSV. FRANGI
    ALIŞ SATIŞ FARK
    56,0212 56,0766 % -0.04
  • Kanada Doları KAN. DOLARI
    ALIŞ SATIŞ FARK
    32,2693 32,2962 % 0.03
  • Çeyrek Altın ÇEYREK ALTIN
    ALIŞ SATIŞ FARK
    11.430,58 11.682,00 % 0,50
  • Gram Altın GRAM ALTIN
    ALIŞ SATIŞ FARK
    7.144,11 7.144,95 % 0,50
  • Bitcoin BITCOIN
    FİYAT DEĞİŞİM
    74.381,16 1.002
reklam

DÖVİZ ÇEVİRİCİ

  • Satış
    Alış