

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu toplantısında, Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği ile Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı temsilcileri sunum gerçekleştirdi. Sunumda, Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği üyesi ve Ankara Üniversitesi Tıp Çocuk ve Ergen Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Didem Behice Öztop, çocukların suça yönelmesine neden olan çoklu etkenleri vurguladı:
“Çocuklarda suça giden gelişim yollarını incelediğimizde, çeşitli faktörlerin etkisi görünüyor. Bir çocuğu değerlendirirken ailesel ve çevresel risk faktörlerini de göz önünde bulundurmak gerekli. Farklı sosyoekonomik düzeylerde farklı suç türleri ortaya çıkıyor. Okul bağı ve devamsızlık ise oldukça kritik. Devamsızlık, suç davranışıyla doğrudan ilişkilidir. Devamsızlık oranı artarken ve birden fazla risk faktörü mevcutsa, adli sisteme dahil olma ihtimali de yükseliyor. Çocukların ve ergenlerin beyin yapıları birbirinden farklıdır. Ergenlik dönemindeki sağlıklı gelişim açısından en önemli sorun, ödül sistemine artan duyarlılıktır. Bu durum, riskli dürtüleri kontrol etme kapasitesini azaltmaktadır. Ergenlik yaşının 24-25 yaşlarına kadar uzaması da bu nedenle görülmektedir.”
Öztop, “Ceza sorumluluğunu yaşını aşağı çekmek, suçları engeller mi?” sorusu üzerine, “Nörobiyolojik açıdan çok da etkili olduğunu düşünmüyoruz. 15-19 yaş arasındaki psikiyatrik rahatsızlık görülen dönemde suç işlemenin artış gösterdiğini gözlemliyoruz. Suçların çoğunlukla okul çıkışında işlendiği ve okul günlerinde akşam saatlerinde yoğunlaşması, yalnız zaman geçirilmesinin suç davranışını arttırdığını gösteriyor. Düşük sosyoekonomik düzeyde bu süre daha fazla uzuyor” dedi.
1990’larda “yakın arkadaşım yok” diyen çocuk oranının yüzde 7 iken günümüzde bu oranın yüzde 20’lere yükseldiğini belirten Öztop, “Koruyucu etmenler arasında; ailenin yakınlığı, sosyal denetim ve akran ilişkileri yer alıyor. Önce koruyucu zemin oluşturmalıyız. Suç davranışını önlemek, suç işlendikten sonra rehabilite etmekten çok daha ekonomik ve etkili bir çözüm. Suça sürüklenmiş çocuklar için uygulanan yöntem ise cezalandırıcı değil, rehabilite edici ve gelişim odaklı olmalıdır.” ifadelerini kullandı.
“AİLEYLE GÖRÜŞME HAKKINI SAĞLAYAMIYORUZ”
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinden Prof. Dr. Selma Tural Hesapçıoğlu, çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında yürütülen araştırmalardan elde edilen verileri paylaşarak, 54 olgu üzerinden gerçekleştirdikleri çalışmada yalnızca birinin kız, diğerlerinin erkek olduğunu vurguladı. Olguların yaş ortalaması 15 olan çalışmada, yüzde 35'inde çevresinde suça karışmış en az bir birey bulunduğunu, sadece iki olgunun yabancı uyruklu olduğunu belirtti. Çocukların çoğunun dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi psikiyatrik tanılar aldığını aktaran Hesapçıoğlu, bu durumun okul başarısını olumsuz etkileyerek suça yönelimi artırdığını ifade etti. “Bunlara sahip olan her çocuk suça sürüklenmiyor, ancak yönetim şekli son derece önem taşıyor.” dedi.
Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Selmin Cansu Demir ise sert ve cezalandırıcı yaklaşımların çocuk adaletine uygun olmadığını ifade ederek, “Adli süreçlerde çocuklar çocukluklarını yaşayamadıklarını ve devletle olan ilişkilerinin bozulduğunu söylüyorlar. Bu durum, yasaya uyma motivasyonlarını uzun vadede azaltıyor.” şeklinde konuştu.
Demir, Türkiye genelinde 3 bin 245 tutuklu, bin 176 hükümlü çocuk bulunduğunu belirtirken, “4 bin 421 mahpus çocuğun 202’si kız. 435 hükümlü çocuk Eğitimevi’nde, 3 bin 986 çocuk ise kapalı kurumlarda barındırılıyor. Bu çocukların 513’ü, yetişkinlere özgü kurumlardaki ünitelerde tutulmakta.” dedi. Ayrıca, çocuklar için infaz kurumlarının ve eğitim evlerinin yalnızca belirli illerde mevcut olmasının sıkıntılara yol açtığını vurguladı. Demir, “Çocuğun en temel hakkı olan aile ile görüşme hakkını sağlayamıyoruz.” dedi.
“SİZİN KAFANIZDA DEMEK Kİ LGBTİ VAR BU YÜZDEN TEPKİNİZ”
Suça sürüklenen veya adalet sistemiyle teması olan çocukların topluma kazandırılması için psikososyal destek, eğitim ve savunuculuk çalışmaları yürüten Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’na yönelik tepki gösteren AKP İstanbul Milletvekili Ümmügülşen Öztürk, “Siz hangi profesyonellikle bu çalışmaları yapıyorsunuz? Ben de vakıf başkanıyım, çocuk doktoruyum. Sokaktaki çocukları toplayıp sizlere araştırma yapamam. Burası muz devleti değil, kusura bakmayın. Bu izinleri kimden aldınız ve neye göre yaptığınızı belgelemenizi istiyorum; gerekirse Adalet Bakanlığı’na suç duyurusunda bulunacağım. Öyle her önüne gelen çocuklara araştırma yapamaz.” ifadelerini kullandı.
CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ise, “Asıl sizin bu vakfı duymamanız oldukça ilginç. Görünüşe göre kafanızda LGBTİ ile ilgili önyargılar var, bu nedenle tepkiniz. Komisyona sunduğunuz bir misafire böyle mi davranılır?” diyerek Öztürk’e karşı çıktı.
Milletvekillerinin sorularına yanıt veren Selmin Cansu Demir, “Çocuklarla çalışan herkes denetlenmeli, gerekli belgeleri size ulaştırabilirim. Adalet Bakanlığı ile sıkı işbirliği ve sempozyumlar düzenliyoruz. Çocuk güvenliğine dair davranış kodlarımız ve taahhütlerimiz mevcut. Kişisel olarak bu konunun yanlış anlaşıldığını söylemek isterim, ben bilim insanıyım ve kullandığım ifadeler uluslararası standartlarda.” şeklinde yanıt verdi.
“ÇOCUĞA YANLIŞ OLDUĞUNU SÖYLEMİYORSAK BU DA BİR ÇOCUK HAKKI İHLALİ”
Demir, milletvekillerinin çocukların işlediği ağır suçlar üzerine yönelttikleri sorulara, “Ağır ve ciddi suç işleyen çocuklar, adli sisteme ilk kez dahil olmuyor. Bunun için alarm oluşturan davranışları erken tespit etmek gerekli. Çocuktan kaçış veya tepkisizlik sürecine girmemesi sağlanmalıdır. Eğer çocuğa yanlış olduğunu belirtmiyorsak bu da bir çocuk hakkı ihlalidir. Çocuk, makul bir yargılama sonucunda eyleminin yanlış olduğunu anlamalı. Araştırmalar, ağır suçlar için yüksek cezaların caydırıcı olmadığını ortaya koyuyor.” yanıtını verdi.


