

CHP'nin 2026 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi'ne yönelik 863 sayfalık muhalefet şerhinde, bütçe hakkı, makroekonomik bakış açısı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ekonomik etkileri, Türkiye ekonomisi ve milli gelir gibi konular kapsamlı bir şekilde ele alındı.
Şerhte, 2026 yılı merkezi yönetim bütçe kanun teklifinin rakamsal değerlendirmesi yapılırken, Türkiye'nin potansiyel büyüme hızının %5 olduğu ifade edildi. 2024 ve 2025 yıllarında büyüme hızının %3,3 seviyesinde kalacağı, 2026'da %3,8'e ve 2027'de %4,3'e çıkması bekleniyor. Eğer bu tahminler gerçekleşirse, Türkiye ekonomisi üst üste dört yıl boyunca %5’in altında büyüme kaydetmiş olacak. Özellikle 2026 yılı büyüme oranının hedeflerin altında kalma olasılığına dikkat çekildi.
Milli gelirle ilgili yapılan değerlendirmelerde, 2025 yılı itibarıyla Türkiye'deki dolar bazında enflasyonun %13 olarak tahmin edildiği, 2025'teki 17.748 dolarlık gelirin, 2024'teki 15.706 dolara eşit olduğu belirtildi.
Kişi başına gelirin 17 bin doları geçmesinin ekonomik bir zafer olmadığı savunularak, sıcak paraya ödenen %25'lik faiz oranına dikkat çekildi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin açıklamasında, Türkiye’nin dolara yıllık %25 faiz kazandırdığı itiraf edildiği vurgulandı.
“'BÜTÇE HAKKI' GERİYE GİTTİ”
2017 Anayasa değişiklikleriyle TBMM’nin bütçe hakkının zayıflatıldığı eleştirisinin yer aldığı şerhte, bütçenin yürürlüğe girmemesi durumunda bir önceki yıl bütçesinin yeniden değerleme oranında uygulanmasının Meclis’in yetkisini işlevsiz hale getirdiği kaydedildi.
SAYIŞTAY’IN DENETİMİ YETERSİZ BULUNDU
Karşı oy metninde, Sayıştay’ın 2024 Genel Uygunluk Bildirimi’nde ödenek ve gider sapmalarını yeterince değerlendirmediği, bu sapmaların TBMM’nin bütçe hakkını tartışmalı hale getirdiği vurgulandı.
YEDEK ÖDENEKLERDE SAPMA ELEŞTİRİSİ
CHP, yedek ödenek uygulamasında %2'lik sınıra rağmen bu sınırın aşıldığını belirterek, Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan aktarmaların şeffaf bir şekilde incelenmediğini söyledi.
EĞİTİMDE TEMİZLİK VE GÜVENLİK KRİZİ
Devlet okullarında temizlik ve güvenlik personeli eksikliğinin “devam eden ciddi bir sorun” olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. 59.336 okuldan sadece 1.032'sinde sabit kolluk görevlisi bulunduğu, kadrolu güvenlik görevlisi atamasında bir çalışma yapılmadığı ifade edildi. Öğretmenlere yönelik şiddetin arttığı ve bazı öğretmenlerin güvenlik eksiklikleri nedeniyle hayatını kaybettiği hatırlatıldı.
Bütçeden yapılacak toplam yatırım harcamasının yalnızca %11 oranında arttığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
– “İktidar, cari ve faiz harcamaları için kaynak ayırabilmek adına yatırım harcamalarını reel olarak kısıyor. Bütçeden eğitime ayrılan pay 2025 yılına göre %32,8 artarak 2 trilyon 896 milyar liraya çıkıyor. Bu tutar, 2026 bütçesinin %15'ine karşılık geliyor.
– Bütçeden sağlık harcamaları için ayrılan kaynak ise 2025 yılı başlangıcına göre %44,1 oranında artarak 1 trilyon 954 milyar liraya ulaşacak. Bu bütçenin 136 milyar lirası şehir hastanelerinin kirası ve hizmet bedeli için ayrıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sağlık harcamaları da bu yıl 29,8 oranında artarak 1 trilyon 1872 milyar liraya ulaşması bekleniyor. Cumhurbaşkanlığı bütçe ödenekleri ise 21,3 milyar liraya çıkarılıyor ve bu yıl en az %25,8'lik bir artış gerçekleşiyor.
– Enflasyonun %16 olarak hedeflendiği göz önüne alındığında Cumhurbaşkanlığı ödeneklerinde reel olarak %8 artış yaşanacaktır. Cumhurbaşkanının itibardan tasarruf etmeye niyeti olmadığı anlaşılmaktadır. Bu rakamlara örtülü ödenek harcamaları dahil değildir. Yasaya göre Cumhurbaşkanı, 2026 yılında 'kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri' adı altında 86 milyar lirayı harcayabilecektir.”
Şerhte, AKP’nin uzun süredir başarılı bir şekilde uyguladığı yoksulluğu yönetme stratejisinden vazgeçtiği ifade edilerek, “Mali kaynak kısıtlaması nedeniyle, yoksuldan alıp zengine aktarmaya yönelmiştir. Kur korumalı mevduat uygulaması ile rantiye kesimine kaynak aktarımına devam etmiştir. AKP, yoksulluğu yönetmeye yönelik sosyal harcamalardan faiz ve ödeme garantili projeler lehine kısıtlamalar yapmaya başlamıştır” denildi.
“TÜM YÜKÜN MERKEZ BANKASINA AKTARILMA HAMLESİ KKM’NİN DEVLETE OLAN YÜKÜNÜ GİZLEMESİNE HİZMET EDİYOR”
İktidarın bütçe açığını düşük gösterme çabaları kapsamında, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) yönetimi ve yükün Merkez Bankasına aktarılması eleştirildi. Bu düzenlemelerin, bütçe açığını gizlemeye hizmet ettiği ifade edildi.
Deneysel olarak yapılan bu ödemelerin bütçe açığını artıracağı ancak yeni düzenlemelerle tüm bu ödemelerin Hazine yerine Merkez Bankası tarafından yapılmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Bu durum, bütçeye gider yazılamayacağı için bütçe açığının artmayacağı ve görünümün kurtulacağı anlamına geliyor.
Kamu-Özel İşbirliği projeleri konusunda da eleştiriler yöneltilerek, 2026 yılı için 238 milyar 500 milyon TL'lik bir kaynak ayrıldığı, üç yıllık toplam rakamın ise 821 milyar 500 milyon TL’ye ulaşmasının beklendiği ifade edildi. 2025 yılı bütçesinde ise öngörülen rakamın 689 milyar TL olduğu belirtildi.
– “Kur krizi göz önüne alındığında bu tutarın gerçekçi bir tahmin olmadığı daha önce dile getirilmişti. Geçmiş yılların bütçe tahminleri bu öngörümüzü desteklemektedir. Otoyol, köprü, tünel, havalimanı ve şehir hastaneleri nedeniyle sağlanan yabancı para cinsinden gelir garantilerinin yükümlülükleri konusunda bütçe dokümanlarında açıklama yapılmamaktadır.
– Gelecekte ödenecek borçların ilgili hesap ve tablolara aktarılması gerektiği, bu yükümlülüklerin belirlenerek bütçeye eklenmesi gerektiği önerimizin kabul görmediği” denildi.
“ERDOĞAN, TRUMP İLE 'İKİ ÜLKE ARASINDAKİ İLİŞKİYİ İKİ DEVLET BAŞKANININ ŞAHSÎ ARKADAŞLIĞI ÜZERİNDEN YÜRÜTMEYİ' AMAÇLIYOR”
Şerhte, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilere de değinildi. Donald Trump'ın 2024 seçimleri sonrası görevine devam etmesi durumunda Türkiye ve ABD ilişkilerinde hızla gelişen bir yakınlaşma olacağı, ancak bu durumun karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki biçiminde gerçekleşmediği belirtildi.
Trump'ın Türkiye üzerindeki etkisine ve ABD’nin Türkiye'ye yönelik tahakküm taleplerine dikkat çekilerek, “ABD temsilcileri, Türkiye’ye yönelik küçültücü açıklamalarda bulunmuşlardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Hükümet temsilcilerinin bu açıklamalara tepki vermemesi dikkat çekicidir” denildi.
2025 yılında Ankara ve Washington temsilcileri arasındaki ilişkilerin, Erdoğan ve çevresinin iki ülke arasındaki ilişkiyi “iki devlet başkanının şahsi arkadaşlığı üzerinden yürütme” amacı güttüğünü gösterdiği vurgulandı.


