

TBMM Genel Kurulu'nda siyasi partilerin grup başkanvekilleri gündeme dair görüşlerini paylaştı.
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Emin Ekmen, Halep’teki çatışmalara dair endişelerini dile getirdi. “Halep'in kuzeyinde, özellikle Şeyh Maksut ve Eşrefiye bölgelerinden gelen haberler oldukça kaygı verici. 13 yıldır bedel ödeyen, yorgun düşmüş bir bölgede yeni bir şehir savaşının patlak vermesi kimseye yarar sağlamaz” diyen Ekmen, çatışmaların yerel kalmayıp tehlikeli bir provokasyona dönüşme riskine dikkat çekti. Ekmen, “Bu durumda bazı maddelerin altını çizmek bizim vicdani sorumluluğumuzdur. Siyasi veya askeri hesaplaşmaların faturası sivil halka kesilemez” şeklinde konuştu.
EKMEN: SİVİLLERİN HAYATI POLİTİK HESAPLARLA DEĞİŞTİRİLEMEZ
Ekmen, “Oradaki anlaşmazlığı etnik bir çatışmaya dönüştürmek, bölgedeki sivillerin hayatını tehlikeye atacak bir ortam oluşturmak insanlık suçu olur” ifadelerini kullandı ve ekledi:
– “Siyasi meseleler siyasetin içinde çözülmeli; mahalleleri kuşatarak, sivilleri yerinden ederek, aç bırakarak ve göçe zorlayarak değil. Şu ana kadar 10 sivil can kaybı olduğu bilgileri elimize ulaşmıştır. Hiç kimse sivil yerleşimleri çatışma alanına dönüştürüp masumların can güvenliği üzerinden siyasi hesaplar yapamaz. sivillerin hayatı, hiçbir siyasi ajandanın veya çatışmanın pazarlık konusu yapılamaz.
– Çözüm, silahların ucunda değil, masada bulunmalıdır; elimizde 10 Mart Mutabakatı gibi diplomatik bir zemin varken yeniden çatışma diline dönmek akıl tutulmasıdır. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riski herkes tarafından gözlemlenmelidir. Hiç kimse, Suriye'yi bir kez daha iç savaş ve çatışma döngüsüne sokma hakni taşıyamaz. Türkiye olarak, yangına körükle gitmek yerine, yangını büyütmeden söndürmeliyiz.
– Bölgenin artık yeni bir acı ve yeni bir göç dalgasına tahammülü yok. Akıl ve mantık galip gelmeli, silahlar susmalı ve sorunlar konuşarak halledilmelidir. 10 Mart Mutabakatı'nın Suriye'nin yeniden kurulması için sağladığı geniş meşruiyet zeminine sahip çıkmalı ve bunu geliştirmeliyiz. 10 Mart Mutabakatı gerektiren yapısal dönüşümler sağlanmadan aceleci baskı ve tavırlardan kaçınılmalıdır. Türkiye, Suriye'deki gücünü Kürtler gibi, Aleviler ve Dürzilerin yeni döneme entegrasyonu noktasında kullanmalıdır.”
ÇÖMEZ: ÇİFTÇİYE SON DARBEYİ MEHMET ŞİMŞEK VURDU
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Türkiye'deki ekonomik krize dair değerlendirmelerini paylaştı. Çömez, “Türkiye derin bir sefaletin içinde ve halkın 30 milyonu maalesef açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Türkiye'nin en temel problemi enflasyon, konut enflasyonu, barınma enflasyonu ve gıda enflasyonu. Bu her zaman iktidarın tarımı, çiftçiyi ve hayvan yetiştiricisini korumadığını gösteriyor” dedi.
Çiftçilerin yaşadığı zorluklara dikkat çeken Çömez şunları söyledi:
– “Son darbeyi çiftçiye Mehmet Şimşek vurdu. 'Artık sana kredi vermiyorum.' diyor. Eskiden Ziraat Bankası'ndan kredi almak için bu kadar sert şartlar yoktu. Eğer kredi borcunuz varsa, ‘git, borcunu yapılandır, bir kısımını öde, gel, sana yeni kredi vereyim’ diyordu. Çiftçiler bu borçlarını çevirmeye çalışıyordu. Ancak son alınan kararla, Resmi Gazete'de yayımlanan karar ile şimdi bu olanaklar sona erdi. Çiftçinin kredi veya SGK borcu varsa herhangi bir kredi alma şansı kalmadı; bu korkunç bir karardır ve tarihe not düşmek için söylüyorum: Bu şartlar altında bu, çiftçinin ölüm fermanıdır.”
“KUR KORUMALI MEVDUATA AYRILAN KAYNAK, DEPREMLERDE YIKILAN TÜM KONUTLARI YENİDEN YAPMAYA YETERDİ”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, emeklilerin büyük çoğunluğunun açlık veya yoksulluk sınırının altında yaşadığını belirtti ve bu durumun kabul edilmediği sürece CHP Grubu'nun Meclis'ten ayrılmama eylemini sürdüreceğini ifade etti. Ekonomik krizin iktidarın tercihleri ile derinleştiğini öne süren Günaydın, “Kur korumalı mevduata ayrılan kaynak, 6 Şubat depremlerinde yıkılan tüm konutları yeniden inşa etmeye yeterdi” dedi. Borcu bulunan esnaf ve çiftçilere kredi verilmemesine de tepki gösteren Günaydın, “Ayakta kalabilen birkaç kişinin de tabutuna çivi çakmaya çalışıyorsunuz” şeklinde konuştu.
Günaydın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'a yönelik eleştirilere de değinerek, iktidarın seçimin sonuçlarını sorgulamak yerine iftira siyasetine yöneldiğini savundu. Günaydın, şunları kaydetti:
– “Yatarlar kalkarlar, belediye başkanlarımıza saldırırlar. Mansur Yavaş, bu saldırılardan en çok nasibini alan başkanlarımızdan biri. Sebebi nettir: 2014'te kazandığı seçimi şaibeli bir şekilde kazandırmadınız, bunu bir kenara bırakın. 2019'da Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediyesini kazandığında 3 ilçemiz vardı. Her türlü iftirayı attınız, ancak Yavaş 2024'te tekrar kazanarak bu sefer 25 ilçeden 16'sını elde etti.
– Siz sadece 8 belediyeye sahip oldunuz. 'Neden kaybediyoruz?' düşüncesine kapılmak yerine iftira atmaya devam ediyorsunuz. Başka bir siyaset tarzı kalmadığında da, Ankara'nın su sorununu siyasi bir mesele olarak gündeme getiriyorsunuz. 'Ankara'ya haftalardır su bile verilemiyor' demek, sahadaki gerçekleri çarpıtmak demektir. Bugün yaşananlar son elli yılın en kötü kuraklık koşulları altında suyun adil, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini gerektirmektedir.
“İNSANLARIN SUSUZ KALMA ENDİŞESİ ÜZERİNDEN SİYASET ÜRETMEK…”
– Ankara, 2025 yılı itibarıyla hidrolojik veriler açısından son elli yılın en kurak yılı olacak. Barajlara gelen toplam su miktarı tarihi olarak en düşük seviyelere inmişken, artan nüfusa rağmen kişi başına düşen günlük su miktarı Gerede hariç 55 litreye kadar düşmüştür. Ankara'nın yaklaşık iki yüz günlük suyunun tamamını kuraklık yokmuş gibi davranarak hoyratça tüketilmesine sessiz kalmamız mıdır? İnsanların susuz kalma korkusu üzerinden siyaset üretmek veya suyu bir polemik aracı haline getirmek ne doğru ne de etik bir tutumdur. Ucuz siyaset sizi bir yere götürmez, verilerle hareket etmeliyiz.
– Kesikköprü hariç olmak üzere barajlara gelen su miktarı, 2023 yılında 661 milyon metreküp iken 2024 yılında 404 milyon metreküpe düşmüş, 2025 yılında ise yalnızca 182 milyon metreküp olmuştur. Bu noktada özellikle Gerede hattıyla ilgili bir gerçeği vurgulamak isteriz: Gerede Tüneli açılırken kamuoyuna 2050 yılına kadar Ankara'nın su sorunu olmayacağı yönünde açıklamalar yapılmış, bu ifadeler resmi internet sitelerinde ve kamuoyuna sunulan görsellerde yer almıştır.


