

RÖPORTAJ: MEMDUH BAYRAKTAROĞLU / NEFES
Türkiye’de siyaset çoğu zaman makamla, güçle, koltukla kayıtlı… Oysa bazı isimler vardır ki geçmişte bıraktıkları koltuk değil, itibar olur… İktisatçı Hurşit Güneş ile olan sohbet tam da bu sorunun etrafında şekillendi: Siyaset bir kariyer midir, yoksa bir emanet mi?.
Güneş daha ilk cümlede tartışmayı başka bir seviyeye taşıdı: “Siyaset kariyer değil… Bir iştir ama hedef makam değil, halk için iyi eserler bırakmaktır. Ne büyük mevkilere gelmişler ama itibarları yok; büyük itibarları var ama makamı ve mevkileri yok…” Bu cümlenin ağırlığı, aslında onun nereden geldiğini de anlatır. Çünkü o, sadece bir akademisyen ya da siyasetçi değil. Aynı zamanda Türk siyasetinin efsane- ismi devlet insanlardan biri olan Turan Güneş’in oğlu da.
Ama dikkat çekici olan şu: Babasıyla ilgili konuşurken duygusal bir savunma yapmıyor. Tam olarak, ölçüyü çok net ortaya koyuyor: “Babam başbakan olmadı, cumhurbaşkanı olmadı ama görevini layıkıyla yaptı…”. Ve ardından o cümle geliyor: “İtibar en büyük servettir…” Bugün Ankara’da 12 kilometrelik bir bulvara adı verilen bir siyasetçiden söz ediyoruz. Ama Güneş ‘in gördüğü şey, tabelâ değil. O tabelayı mümkün kılan itibar…

“AYŞE TATİLE ÇIKSIN”
Türkiye’nin yakın tarihinde “devlet aklı” denince akla gelen olaylardan biri hiç şüphesiz Kıbrıs Barış Harekâtı. O günlerde Bülent Ecevit’le birlikte süreç yöneten isimlerden biri de Dışişleri Bakanı Prof. Turan Güneş’ti . Ve o ünlü cümle: “Ayşe tatile çıksın.” Bu bir aile içi mesaj değildi. Bu, diplomayla sonuç alınamayacağının ve artık sürdürülemeyen başka bir kararı içerdiğinin şifresiydi.
Hurşit Güneş o günleri anlatırken 17 yaşında olduğunu söylüyor. Ve ben soruyorum: “O günleri çok net hatırlıyorsunuz değil mi?” “Elbette”. “Peki, bugünün siyasetinde o ‘ devletin aklı’ hâlâ var mı? Meselâ CHP’nin çok uzun bir süre genel başkanlık yaptığı Kemal Kılıçdaroğlu’nda sizin sözünü ettiğiniz devlet aklı var mı?” Bu soruyu sorduğumda, cevap doğrudan değil ama çok net bir yerden geliyor…
KAYIP PUSULA: İTİBAR
Güneş, Kemal Kılıçdaroğlu ile arasında geçen bir diyaloğu anlatıyor. “Genel başkan yardımcısıydım ve bir kez de genel başkanlığa aday olmuştum. Kemal Bey tabii ki belli değildi ama benim yeniden aday olabileceğimden endişeleri vardı. Görüşmeye gittiğimde amacım; endişesinin yersiz olduğunu anlatmaktı. ‘Benim hedefim mevki ve makam değildi. Görevim bittiğinde siyaseti bırakacağımı, çocuklarıma itibardan başka hiçbir şey istemediğimi “ söyledim. ” Güneş’in bu kısa ve net cümleleri aslında sadece bir kişisel hedef değil. Bir siyaset anlayışıydı. Ve ardından gelen kısa ama sert değerlendirme şu şekilde oldu: “Mesajımı aldığını zannetmiyorum…” Bu cümleyi uzun uzun yorumlamaya gerek yok yok. Zaten Türkiye’de siyaset tartışmasının büyük kısmı tam da burada düğümleniyor: Makam mı önemli, itibar mı?

MESELE DIŞ AÇIK
Sohbetin ekonomi bölümünde, klasik tartışmayı ters yüz eden bir yerden başladım. MB politika faizi ile ilgili gelişmeleri inceledim ama her NEFES okurunun bilemeyebileceğini düşünerek sordum: “Merkez Bankası PPK, politika faizini açıkladı. % 37’de herhangi bir değişiklik yapılmadı. Ne diyorsunuz?” “Amerika ve İran’la ilişkiler son günlerde iyi değil, savaş kızışmışken faiz artışının ve para politikasının daha da sıkılaştırıldığı söyleniyordu.
Oysa o görüş doğru değildi çünkü talepten kaynaklanan değil maliyetlerden kaynaklanan bir enflasyon vardı” Güneş’e göre, mesele sadece “faizi artır, talebi kıs” kadar basit değildi… Ama asıl kopma olan şu tespitti: “Türkiye’nin temel sorunu enflasyon değil, dış açık sorunudur…”. Bu çok kritik bir cümleydi ve kendisiyle aynı görüşte olduğumu söyledim. Çünkü Türkiye’nin kriz geçmişine baktığımızda, Güneş’in anlattığı tablonun resmiydi: 1994, 2000 ve sonraki kırılmaların ortak noktası dış açık ve dengesizlikler. Yani politika sadece fiyatlar değildi… Türkiye’nin döviz kazancı ve harcama dengesi bozuktu. Ve son dönemde yine giderek daha da bozuluyordu…
MB NEYİ YANLIŞ YAPIYOR?..
Güneş’e göre en temel hata kur politikasındaydı zira kur baskılanıyordu. Oysa Türkiye daha önceki pek çok sorunu “dalgalı kur”la yola da öyle devam etmişti. Ama şu son dönem uygulamaları ne tam dalgalıydı… Ne esnek kurdu… Ekonomi literatüründe bunun adı: “Kirli dalgalanma/kirli yüzen” idi… Güneş bu modele açıkça karşı çıkıyor ve şöyle diyor: “Esnek kur sistemi devam ediyordu ama uygulanmıyordu…”. Ama hemen ardından önemli bir ek yapıyor: “Aslında Merkez Bankası’nın da yapacağı bir şey yoktu…” “Neden?” diye sorduğumda cevap çok kısa ve netti: “Çünkü eksik olan şey para politikası değil… Maliye politikası da eksik… Yani: Kamu harcamaları, bütçe disiplini, vergi politikası, bu alanların yeterli sıkılık olmayınca, yük tamamen Merkez Bankası’nın omuzlarına biniyor…”
EKSİK PARÇA VAR
Güneş’in net eleştirisi mali disiplinde…2023 sürecini değerlendirirken şunu söylüyor: “Faiz dışı açık çok yüksek. Mali disiplin perişan durumdaydı. 2023 yılından 2024 yılına kadar beklenen güncel faiz dışı fazlanın olmasıydı… Aslında Mehmet Şimşek, göreve gelir gelmez ciddi bir reformdan, kamu maliyesinde çok ciddi adımlar atılmasından, vergilerden, tasarruflardan filan bahsetti…”. “O bilgilerin alınacağına ilişkin sözler tutuldu mu?..”. “Bir miktar ama çok az. Faiz açık azaldı ancak sınırlı bir iyileşme sağlanıyor… Bu da şunu anlatıyor: Ekonomide program var ama eksik… Ve o eksik tamamlanmadan, sadece faizle, enflasyonla mücadele etmek yeterli değil…”.
Bu röportajdan geriye iki büyük sonuç kalıyor: İlki: Siyasetin itibarı değişiyorsa, devlet aklı da zayıflıyor… İkincisi: Ekonomide dengeler bozulursa, krizler kaçınılmaz oluyor. Aslında ikisi de aynı şekilde görünüyor: Türkiye uzun vadeli düşünmeyi ne zaman yeniden hatırlayacak? Çünkü ne ekonomi sadece rakamdır. Ne de siyaset sadece makam. Ve belki de en kritik cümle şu: İtibarın olmadığı yerde ne ekonomi ayakta kalır… Ne de devlet aklı…


