reklam
reklam
DOLAR 43,1403 % 0.01
EURO 50,4780 % 0.5
STERLIN 58,1105 % 0.4
FRANG 54,2236 % 0.64
ALTIN 6.375,32 % 1,98
BITCOIN 90.811,04 0.015
reklam

Son Kurban Muhammed: 'MESEM'deki Sömürü Çarkı Durdurulsun'

Yayınlanma Tarihi : Google News
Son Kurban Muhammed: 'MESEM'deki Sömürü Çarkı Durdurulsun'
reklam

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, 15 yaşındaki Muhammed Kendirci’nin işkence ile katledilmesi hakkında yaptığı açıklamada, “Muhammed’i kaybettik. Eğer MESEM adı altında bu sömürü çarkı durdurulmazsa, başka çocuklarımızı da kaybedeceğiz. Muhammed ve MESEM’de hayatı sona eren tüm çocuklar için detaylı, şeffaf ve bağımsız bir soruşturma başlatılmalıdır. İş yerinden hastane yönetimine, denetimden sorumlu kurumlar ve fail dâhil tüm sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

Aylin Nazlıaka, Şanlıurfa'nın Bozova ilçesindeki marangoz atölyesinde, iş arkadaşı tarafından hava kompresörü ile yaralanan ve hastanede hayatını kaybeden 15 yaşındaki Muhammed Kendirci'nin vefatıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Mahmoud’un bir atölyede kompresörle işkenceye uğrayarak yaşamını yitirmesinin, Türkiye’de çocukların maruz kaldığı sömürü sisteminin ve korunaksız bırakılmasının en somut kanıtı olduğunu vurguladı.

Nazlıaka, “Bu ülkede bir çocuk, ‘eğitim’ adı altında iş gücü olarak kullanılıyorsa ve nihayetinde işkenceyle hayatını kaybediyorsa, bu sadece bir suç değil; büyük bir iktidar ve politika krizidir” dedi.

“Hata Değil Sorumuzluk, Adaletsizlik”

Ailenin beyanına göre, çocuk işkencesinin faili ilk başta serbest bırakılmış, sonrasında ise yurt dışına kaçmaya çalışırken başka bir şehirde yakalanmıştır. Aylin Nazlıaka sözlerine şu şekilde devam etti:

– Bu durum, soruşturmanın ciddiyetten uzak ve ihmallerle yürütüldüğünü gösteriyor. Daha da yıkıcı olanı, Muhammed’in hayatını kaybettiği Bozova Enver Yıldırım Hastanesi’nde pantolonunun temizlik görevlileri tarafından çöpe atılmasıdır. Bir çocuğun ölümüne dair en kritik delilin ortadan kaldırılması sıradan bir hata değil; denetimsizlik ve sorumsuzluk anlamına geliyor.

– Muhammed’in işkenceyle ölümüyle birlikte, 2025 yılının 10 ayında MESEM kapsamında hepsi iş yerlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısı 16’ya çıktı. ‘Eğitim’ adı altında sanayiye gönderilen çocuklar, pres makinelerinde, kalıp çökme olaylarında, forkliftlerin altında, yangınlarda, elektrik çarpmalarında ve işkence sonucu ölüyor. Bu sistem çocuklara eğitim sunmaktan çok ucuz iş gücü, güvencesizlik ve ölüm getirmekte. Muhammed’in ailesinin isyanı yalnızca kendi acılarına dair değildir; bu düzenin çocukları nasıl yok ettiğinin yankısıdır.

– Ailenin feryadı açıktır: ‘İşkenceyle işlenen cinayeti ‘şakaydı’ diyerek örtbas eden, delilleri imha eden ve yargıdan kaçacağına inanan herkes gereken cezayı alacak!’ Bu ifadeyi kalın harflerle vurguluyoruz; çünkü Türkiye’de çocukların ölümlerine neden olan davalarda cezasızlık adeta bir politikanın haline gelmiştir.

“Çocuklar Ölümle Yüz Yüze”

Nazlıaka, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın, ardı ardına çocuk ölümlerinin yaşandığı bir etkinlikte “Tarih, ailesi güçlü olan milletlerin zorluklardan güçlenerek çıktığını gösteriyor” şeklindeki sözlerini hatırlatarak, “Oysaki tarih başka bir gerçeği de anlatıyor: Gerçek güç, çocukları yoksulluğa, sömürüye ve ölüme karşı koruyabilen devlettir. Ancak Türkiye’de devletten beklenen koruma, çocukların istismarına, işkenceye uğramasına ve hayatlarını kaybetmesine neden oluyor. MESEM’de çalıştırılan çocuklar ölüme terk edilirken, yoksulluk içinde doğan çocuklar ‘okul’ değil ‘iş yerlerine’ gönderiliyor” dedi.

“Yusuf Tekin Sorumluluktan Ne Kadar Kaçacak?”

Nazlıaka, bu acı manzarada cevaplanması gereken bir dizi sorunun olduğunu belirtti:

– MESEM adı altında yürütülen bu sistem, bir çocuğun nasıl tehlikeli işlerin içine itilebildiğini gösteriyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bu sorumluluktan ne kadar kaçacak? Sayın Tekin; sesimizi duyan var mı? Failin serbest kalması nasıl mümkün oldu? Yurt dışına kaçma girişimini kimin ihmaliyle oldu? Bu ihmallerin her biri için sorumlu olanlar ne zaman adalet önüne çıkacak? Hastanede kritik delillerin neden kaybolduğu? Bu delilleri imha edenler hakkında adli işlem yapıldı mı, yoksa bu korkunç cinayet üzeri mi örtülmekte?

– Hastane yönetimi ve gözetim önündeki sorumlular neden hala görevde? MESEM çocukları hayattan koparırken, bu ölümcül sistemin devam etmesine nasıl göz yumuluyor? Bu sömürü çarkını kimler koruyor ve kimler destekliyor? Çocukları koruma yükümlülüğü olan yöneticiler, bu kadar ağır bir durum karşısında neden hesap vermiyor? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı, görevini yerine getiremediği ortadayken neden hala istifa etmiyor? Bu sessizliğin sebebi nedir?

“Tarihsel Sorumluluğumuz”

Nazlıaka, “Eğer MESEM adı altında bu sömürü çarkı durmazsa, başka çocuklarımızı da kaybedeceğiz” diyerek, Muhammed ve MESEM’de hayatı sona eren tüm çocuklar için eksiksiz, şeffaf ve bağımsız bir soruşturma yapılması gerektiğini vurguladı. Devamında, “İş yerinden hastane yönetimine, denetimsizlikten sorumlu olanlardan faile kadar herkes yargı önüne çıkarılmalı, tüm sorumlular hesap vermelidir. Kafası saç büküm makinesine sıkışarak 14 yaşında hayatını kaybeden Arda Tonbul, inşaatta kalıp çökmesi sonucu vefat eden 15 yaşındaki Sedat Kurt, asansör boşluğuna düşerek yaşamını yitiren 16 yaşındaki Alperen Uygun gibi daha birçok çocuğun hesabını soracağız. Bu karanlık çarkı kırmak, bu ülkenin çocukları için geleceği yeniden inşa etmek bizim tarihsel sorumluluğumuzdur.” şeklinde sözlerini tamamladı.

reklam

YORUM YAP