

MEMDUH BAYRAKTAROĞLU / NEFES
BU haber analizini Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı ziyaret ettikten sonra kaleme aldım. Yavaş’ı ziyaret etmemin amacı, siyasi polemiklere neden olabilecek yorumlar almak değildi.
İktidarı destekleyen medya ve siyasetçilerin “su sıkıntısı” nedeniyle Ankara halkını zor durumda bıraktığını ve bunun son 6 yılın başkanına mal edildiğini ifade eden açıklamalardı.
NEFES Gazetesi’nin okurlarına yansızlık, objektiflik ve adalet ilkeleri çerçevesinde bilgi vermek istedim:
Bugün gündemde olan su sorununun, tedbir alınmadığı takdirde yakın gelecekte Türkiye'nin ve tüm dünyanın sorunu olacağına dikkat çekmekti.
Bu nedenle iç politika konularının dışında, Mansur Yavaş’ın bazı açıklamalarını da analizimin sonunda sizlerle paylaşacağım.
Tarih boyunca medeniyetlerin çoğunun su kenarında kurulduğu gerçeğine dönersek: Nil, Fırat, Dicle gibi akarsuların önemi ortaya çıkar.
Su var ise yaşam vardır; suyun çekilmesi durumunda sadece toprak değil, umut da kurur.
Bugün hem ülkemiz hem de dünya sessiz ama derin bir kuraklık krizi ile karşı karşıya.
Yanlış hatırlamıyorsam, ilkokul 4. sınıfta öğretmenimiz, Türklerin Orta Asya’dan kuraklık yüzünden göç ettiklerini anlatmıştı.
Atalarımızın yaşadığı bu süreç, biz yen nesiller için ders olmamış gibi görünüyor. Kuraklık felaketinin ülkemizi ve insanlığı tehdit edeceğini öngörememişiz.
Türkiye, coğrafi değişikliklerle yarı kurak bir bölgede bulunmaktadır. Yani, Türkler susuzarkan başka topraklar bulmak zorunda kaldıkları ama su açısından zengin bir ülke olmaktan çok uzaktırlar.
Kişi başına düşen su miktarıyla yıllarca idare ettik ama nüfus artışı, şehirleşme ve iklim değişikliğinin bu dengeyi bozacağına dair öngörülerimiz eksikti. Ya da göz yummayı tercih ettik.
Bugün, baraj doluluk oranlarının dalgalanması ve yer altı su kaynaklarının tehlikeli bir şekilde çekilmesi, doğanın çağrısını yapar hale geldi.
Ankara'nın Su Sorunu Siyasi Çatışmalarla Çözülmez

Bu uzun girişin ardından haber kısmına geçelim…
Hafta başında Mansur Yavaş’ı ziyaret ettim. Amacım siyasi bir röportaj yapmak değildi; Cumhurbaşkanı’nın sürekli gündeminde tuttuğu “Ankara’nın su sorunu” hakkında görüşlerini almak ve halkı rahatsız eden bu sorunun gerçek sebeplerini paylaşmaktı.
SİYASET ÜSTÜ YAKLAŞIM
Mansur Yavaş, günümüzde siyaset üstü kalmayı ve halkın dikkatini yalnızca Ankara’nın değil, Türkiye'nin su sorunu ile çözümüne çekmeyi amaçlıyor gibi görünüyor.
Yavaş’ın, Türkiye'nin meseleleri söz konusu olduğunda bu tür bir yaklaşımı benimsemesi takdir edilesidir. Umarım bu tavır, seçildiği CHP yönetimi tarafından da desteklenir. Ülkenin ve halkın genel sorunlarında yardımlaşma anlayışına tanık oluruz.
Kısa vadede Ankara’nın su sorununu çözebilmek için CHP ve AK Parti gibi iki güçlü partinin bir araya gelerek yapıcı bir tavır benimsemesi önemlidir. “Bu moderatör kim olmalı?” derseniz, cevabım kesin: Mansur Yavaş. Siyasetteki kimliklerinden bağımsız olarak, sorunun çözüm sürecinde hangi tavrı alacağı tamamen onun kararına bağlı. Ancak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu sorunu çözmek yerine daha da karmaşık hale getirmek istediği izlenimini ediniyorum. CHP yönetiminin de Erdoğan ile çatışmayı tercih edecek gibi görünmesi, Ankara’nın su sorununu çözümden uzaklaştırıyor. Mansur Yavaş'ı suçlamak, Atatürk’ü Rusya-Ukrayna savaşından sorumlu tutmakla aynı şeydir.
'İddiaların Hepsi Yanlış Bilgilendirme'
– Sayın Başkan, Ankara’nın su sıkıntısı çektiği ve bunun sizin sorumluluğunuzda olduğu iddiaları için ne düşünüyorsunuz?
Bazı siyasiler, Ankara'daki su sorununu tartışma konusu haline getirmek istiyor. Ancak ben bu tartışmalara girmek istemiyorum; siyaset tarzımızda tartışmak değil, eyleme geçmek var. Halk arasında bir söz vardır “katır defterdar olmuş, eşek de mühürdar”, buna benzer bir durum söz konusu. Bu tür iddialar, bazı iktidar siyasetçilerinin ortaya attığı asılsız iddialardır ve yalnızca kamuoyunu yanıltma amacı taşımaktadır.
– “Peki, Ankara'da su sıkıntısı yaşanmıyor mu?”
Ne yazık ki, yalnızca Ankara ve Türkiye değil, tüm dünya iklim değişikliği yaşıyor. Bunu görmezden gelerek yapılan tüm iddialar yanlış bilgilendirme amacı taşımaktadır. ‘2050 yılına kadar Ankara’nın su sorununu çözdük’ dediler, ama suyun damlası yok… Yine de kamuoyunda yanıltıcı bilgiler yayılmakta.
SON 30 YILDAKİ EN KURAK YIL: 2025


Yanda, DSİ Genel Müdürlüğü'nün 5 Temmuz 2021 tarihli haberini görüyorsunuz…
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gün Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından düzenlenen Suyun Gücü Milletle Buluşuyor Toplu Açılış Töreni’nde şunları söylemişti:
“Ankara 2050 yılına kadar içme suyu sorunu yaşamayacak.”
Erdoğan, bakanlığın kendisine verdiği bilgiye dayanarak böyle bir açıklama yapmıştı. Ancak bugün Ankara’nın su sorunu yaşandığı bir gerçek… Gerçek olmayan ise, iktidar partisi sözcülerinin Cumhurbaşkanı'nın 2021’deki açıklamasını unutmuş olmaları ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nı eleştirmeleridir.
Yan taraftaki tabloya baktığınızda 1994-2025 arası sürede, Ankara’nın en kurak yılının 2025 olduğunu göreceksiniz. Ayrıca, başka bir tablo da 2020’den 2025 sonuna kadar Gerede’den Çamlıdere Barajı’na gelen yıllık su miktarının en düşük olduğu yılın yine “2025” olduğunu göstermekte.
21. Yüzyılın En Kritik Stratejik Meselesi: Su
Ankara’nın su sorunu artık belediyenin tek başına çözebileceği bir mesele olmaktan çıkmıştır. Kuraklık artık kapıda değil; içeri girmiş bir gerçektir.
Baraj seviyesi, yağış miktarları, artan nüfus ve tüketim alışkanlıkları hep aynı gerçeği vurguluyor:
Su, 21. yüzyıl Türkiye’sinin en kritik stratejik meselesi olacak. Ama biz hâlâ suyu teknik bir konu değil, siyasi bir mesele olarak tartışıyoruz.
“Kim yardım istedi, kim vermedi; kim suçlu, kim sorumlu?” sorularıyla meşgulüz. Oysa susuzluk geldiğinde musluktan parti amblemi akmaz. Su ya vardır ya yoktur. Sorun geçici değil, yapısaldır.
Benim dahi bilebildiğim çözümün, siyasetçilerin ve belediyecilerin bilmemesi mümkün müdür? Tabii ki hayır, ama siyaset, halkın geleceğinin önüne geçince çözüm üretmek yerine sandık savaşları öne çıkıyor. Oysa çözüm, günlük siyasetin ötesine geçmek zorundadır.
– Ulusal su politikası gereklidir. Havza bazlı, bilim temelli ve uzun vadeli olmalıdır.
– Kayıp-kaçakla mücadele artık tali bir iş değil, ana gündemimiz olmalıdır.
– Tarımda modern sulama teşvik değil, zorunluluk haline getirilmelidir.
– Atık suyun geri kazanımı ve gri su kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
– Ve belki de en önemlisi: Su, partiler üstü bir güvenlik meselesi olarak ele alınmalıdır.
DEVLET AKLI, GELECEĞİ KURMA SORUMLULUĞUDUR
Demem o ki:
Devlet aklı, günü kurtarma sanatı değil, geleceği inşa etme sorumluluğudur. Erdoğan ve Özel’in, Ankara’nın su sorununu çözüm noktasında anlaşmaya varıp varmayacaklarını birlikte göreceğiz. Ya “devlet insanı olmuşlar” diyeceğiz ya da “bu ikisiyle asla…”


