

ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES
Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem, iş dünyası bugün kriz yönetiminin yanında dayanıklılığı da yönetmek zorunda olduğunu vurguladı. Enflasyonun sadece para politikasıyla çözülebilecek bir mesele olmadığına dikkat çeken Emine Erdem ile, son dönemlerde okullarda artan şiddet ve reel sektörün durumunu konuştuk.
SAVAŞLA YENİ BELİRSİZLİK KATMANI EKLENDİ
– Ekonomi zor bir dönemden geçerken üstüne bir de Orta Doğu'daki savaş geldi. Savaşın uzun sürmesi firmaları, reel sektörü nasıl etkileyecek?
Küresel ekonomi zaten yüksek enflasyon, finansmana erişim sorunu ve zayıflayan talep gibi başlıklarla kırılgan bir zeminde ilerlerken, Orta Doğu’daki çatışmalar bu tabloya yeni bir belirsizlik katmanı ekledi. Türkiye açısından baktığımızda en önemli risk başlıkları enerji maliyetleri, lojistik hatlarındaki aksama, navlun fiyatlarındaki artış ve dış pazarlardaki güven kaybı olarak öne çıkıyor. Özellikle ithalata bağımlı şekilde üretim yapan sektörlerde maliyet baskısı daha da hissedilir hale gelebilir.
Öte yandan kriz dönemleri aynı zamanda yeni tedarik zinciri fırsatları da yaratır. Türkiye, Avrupa’ya yakınlığı, üretim kabiliyeti ve güçlü sanayi altyapısıyla alternatif tedarik merkezi olma potansiyeline sahip. Ancak bunun için öngörülebilir ekonomi politikaları, finansmana erişim ve rekabetçi üretim ortamı şart. İş dünyası bugün kriz yönetiminin yanında dayanıklılığı da yönetmek zorunda.
SERMAYE İHTİYACI ARTIYOR
– İş dünyası faizlerde indirim beklerken, savaşla birlikte faiz artışı gündeme geldi. Krediye ulaşım zorluklarını da düşününce faizlerin yerinde sayması ya da artması reel sektörü nasıl etkileyecek?
Reel sektör açısından bugün en kritik başlık sadece faiz seviyesi değil, finansmana erişimin kendisi. Özellikle KOBİ’ler için kredi maliyeti kadar krediye ulaşabilmek de temel mesele haline geldi. Faizlerin yüksek seyretmesi yatırım iştahını azaltırken, kapasite artırımlarının ertelenmesine ve sermaye ihtiyacının artmasına neden olabiliyor.
Bunun en büyük etkisini KOBİ’lerde görüyoruz. Çünkü büyük ölçekli şirketlerin alternatif finansman kanalları daha fazla. Ancak Anadolu’daki üretici için banka kredisi hala ana kaynak olmayı sürdürüyor. Bu nedenle seçici ve üretim odaklı kredi mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekiyor. İhracat, teknoloji yatırımı, yeşil dönüşüm ve kadın girişimciliği gibi alanlara odaklanan finansman modelleri artırılmalı.
ENFLASYON HEDEFLERİN ÜZERİNDE GELEBİLİR
– Yaklaşık 3 yıldır uygulanan sıkı para politikası ile enflasyon yeterince frenlenemedi. Savaşla birlikte tekrar yükselişe geçti. Enflasyon tarafında nasıl riskler görüyorsunuz? Yıl sonu enflasyonu için bir tahmininiz var mı?
Enflasyon sadece para politikasıyla çözülebilecek bir mesele değil. Türkiye’de maliyet enflasyonu, beklenti yönetimi, verimlilik sorunu ve arz tarafındaki kırılganlıklar da etkili. Küresel enerji fiyatlarında olası artışlar ve kur baskısı da önümüzdeki dönemde yeniden fiyatlama davranışlarını bozabilir. Bugün en büyük risk, enflasyonun düşüş eğilimine girmesi beklenirken belirli seviyelerde kalıcı hale gelmesi. Bu da hem hane halkını hem de reel sektörü yorar. Yıl sonu için rakam vermekten çok, yön vermek daha doğru olur. Eğer mali disiplin, para politikası ve yapısal reformlar birlikte yürürse dezenflasyon süreci hızlanabilir. Aksi halde beklentilerin bozulduğu bir senaryoda hedeflerin üzerinde bir gerçekleşme görebiliriz.
EN BÜYÜK SIKINTI FİNANSMANA ERİŞİM
– Bu dönemde üyelerinizin yaşadığı temel problemler neler, hangi alanlardan şikayetçiler, özellikle en büyük yarayı hangi sektörler alıyor, çözüm için nasıl aksiyonlar alıyorlar?
Hem TÜRKONFED hem SEDEFED çatısı altında üyelerimizle sürekli temas halindeyiz ve en sık duyduğumuz başlıklar; finansmana erişim, artan maliyetler, nitelikli insan kaynağına ulaşım, kur oynaklığı, ihracat pazarlarında daralma ve regülasyon yükleri.
Özellikle emek yoğun sektörler, ihracata dayalı üreticiler, tekstil, hazır giyim, mobilya, küçük ölçekli sanayi işletmeleri ve perakende tarafı daha fazla baskı hissediyor. Çünkü hem iç talepte yavaşlama sürerken hem de dış pazarlarda rekabet sertleşti. Firmalar ise dijitalleşme, verimlilik artışı, yeni pazar arayışı, enerji tasarrufu ve yalın üretim gibi alanlara daha fazla yöneliyor. Bizim görevimiz de bu dönüşümü hızlandıracak politika önerileri geliştirmek ve üyelerimizin sesi olmak.
İNSAN KAYNAĞINA YATIRIM YAPILMALI
– Dünyanın birçok bölgesinde savaşlar, belirsizlikler var. Bir taraftan da yapay zekâ dahil inanılmaz bir dönüşüm de söz konusu, bu dönüşüme ayak uydurmak için neler yapılabilir?
Yeni dönemin en kritik kavramı adaptasyon hızı. Artık büyük olan değil, hızlı öğrenen ve dönüşebilen kurumlar öne çıkıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, otomasyon ve dijital ticaret sadece teknoloji şirketlerinin konusu değil; sanayiden tarıma, finanstan lojistiğe kadar tüm sektörlerin konusu.
Burada üç başlık öne çıkıyor. Birincisi insan kaynağına yatırım. Çalışanları yeni becerilerle donatmadan dönüşüm mümkün değil. İkincisi KOBİ’lerin teknolojiye erişimini kolaylaştırmak. Üçüncüsü de güven veren regülasyon altyapısı kurmak. Türkiye genç nüfusu ve girişimcilik potansiyeliyle önemli avantaja sahip. Doğru ekosistem kurulursa bu dönüşümün tüketicisi değil, üreticisi olabiliriz.
KADINLAR YÖNETİMDE DAHA GÖRÜNÜR OLMALI
– Siz uzun yıllardır kadınların daha fazla iş gücüne katılımı için çalışıyorsunuz. Ama gelinen noktada daha istenilen düzeyde değiliz. Özellikle ne istihdamda ne eğitimde olan kadın sayısı artıyor. Burada ne tür eksikler yapılıyor, daha çok yol almak için ne tür adımlar atılmalı?
Kadınların ekonomiye katılımı bir sosyal politika konusu olduğu kadar kalkınma meselesidir. Türkiye’de hala çok sayıda kadın eğitimde değil, istihdamda değil ve üretim zincirinin dışında kalıyor. Bu durum ülkenin toplam büyüme kapasitesini sınırlıyor.
Eksik kalan başlıkların başında bakım ekonomisi geliyor. Kreş, yaşlı bakım hizmetleri, esnek ve güvenli çalışma modelleri yaygınlaşmadan kadın istihdamını artırmak zor. İkinci olarak beceri uyumsuzluğu var. Kadınların geleceğin mesleklerine hazırlanması gerekiyor. Üçüncü alan ise karar alma mekanizmalarında temsil. Kadın sadece iş gücünde değil, yönetimde de daha görünür olmalı. Eşitlik sadece fırsat vermekle değil, fırsata erişim engellerini kaldırmakla sağlanır.
ŞİRKETLER AÇISINDAN TEMKİNLİ BÜYÜME YILI
– 2026'nın ilk çeyreği geride kaldı. Bu yılın fırsatları ve zorlukları neler olacak?
2026’nın geri kalanında en büyük zorlukları şu başlıklar altında toplayabiliriz:
küresel jeopolitik riskler, finansman koşulları, iç talepte dengelenme süreci ve maliyet baskıları…
Şirketler açısından temkinli büyüme yılı diyebiliriz.
Ancak fırsatlar da güçlü. Avrupa’nın tedarik çeşitlendirme arayışı sürüyor. Türkiye’nin sanayi gücü, coğrafi konum avantajı ve girişimcilik kapasitesi hala çok kıymetli. Savunma sanayi, yazılım, yeşil teknoloji, lojistik, sağlık turizmi ve katma değerli üretim alanlarında önemli fırsatlar görüyorum.
Bu yılın kazananları; verimliliğe yatırım yapan, dijitalleşen, ihracatta çeşitlenen ve insan kaynağını güçlendiren şirketler olacak.
Belirsizlik dönemlerinde en büyük avantaj, yalnızca hazırlıklı olmak değildir; değişimi öngörebilen, hızlı adapte olabilen, fırsatları erken yakalayabilen ve riskleri de fırsata dönüştürebilen bir kurumsal refleks geliştirmektir.
DAHA YENİLİKÇİ YAPI GEREKİYOR
– Okullarda şiddet çok arttı, eğitim nereye gidiyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öğretmenlerin, gençlerin ve çocukların güvende olduğu bir eğitim sistemi çok kıymetli. Eğitim sistemimizde sürekli değişen bir yapılanma var. Buradaki sistemin biraz daha istikrarlı gitmesi gerekiyor. Artık eğitimden yenilikçi yaklaşımlar da çok kıymetli. Kalıplardan arınıp çocukların yarınlara hazırlanacağı bir sistemin yaratılması gerekiyor. Analitik düşünmeyi öğretecek alt yapıları kurmalıyız. Eğitim sistemimizde daha yenilikçi bir yapının olması gerekiyor. Biz sivil toplum olarak bunun için elimizden geleni yapmaya hazırız. Burada biraz daha birbirimize dokunarak, anlayarak, birlikte hareket ederek ilerlemek çok önemli. Gelecek için gençlere sahip çıkmalıyız. İnsan kaynağı bundan sonraki süreçte çok daha önemli olacak. Beceri eksikliğini tamamlayıcı bütünsel bir sistem kurgulamalıyız. Topyekûn bir çalışma gerekiyor. Kamu, sivil toplum örgütleri, akademi bir arada bir zemin oluşturmalı. Çoklu düşünmek ve çok odaklı bir çözüm bulmak gerekiyor. İnsana verilen değeri kavratacak bir eğitim sistemini kurgulamak lazım. Bugün bir öğrencinin arkadaşına, öğretmenine yaptığı affedilecek şeyler değil. Mevcut ceza mekanizmaları daha caydırıcı hale getirilmeli. İyi kontrol mekanizmaları geliştirilmeli. Topyekûn bir değişim şart. O da hep birlikte toplumun dönüşümüyle olur. O dönüşüm ta aileden anaokulundan başlar.



DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN