reklam
reklam
DOLAR 43,8438 % 0.02
EURO 51,6985 % 0
STERLIN 59,1733 % 0.01
FRANG 56,4852 % -0.13
ALTIN 7.262,43 % 1,11
BITCOIN 66.216,54 -2.91
reklam

Türkiye’de 60 Yılda 1,5 Marmara Denizi Büyüklüğünde Sulak Alan Kaybedildi

Yayınlanma Tarihi : Google News
Türkiye’de 60 Yılda 1,5 Marmara Denizi Büyüklüğünde Sulak Alan Kaybedildi
reklam

Türkiye'de geçen 60 yıl içinde kaybedilen sulak alanların toplamı, yaklaşık 1,5 Marmara Denizi boyutuna ulaştı. Bu kayıplar, kuraklık riski artırmakta, biyoçeşitliği zayıflatmakta ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi olumsuz etkilemektedir.

Sulak alanların önemine dikkat çekmek amacıyla, her yıl 2 Şubat “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaktadır.

1997 yılından beri kutlanan bu gün, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 30 Ağustos 2021 tarihli kararla “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak resmi bir kimlik kazanmıştır.

Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi, halk arasında “Ramsar Sözleşmesi” olarak bilinir. Bu sözleşme, 2 Şubat 1971'de İran'ın Ramsar kentinde imzalanmış ve 1975 yılında yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmeye taraf olan ülkeler içindeki kıyı ve iç sulak alanlar “Ramsar Alanı” olarak adlandırılmaktadır. Avustralya’nın Cobourg Yarımadası da 1974’te dünyanın ilk sulak alanı olarak belirlenmiştir.

Bu uluslararası sözleşme, 172 ülkeyi sulak alanları koruma ve akılcı yönetim sağlama konusunda yükümlü kılmaktadır. Dünya genelinde 2,400'den fazla alan bulunurken, Türkiye 1994 yılında sözleşmeye katılmış ve 14 adet Ramsar Alanına sahip olmuştur.

Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, AA muhabirine verdiği demeçte, her yıl 2 Şubat’ta kutlanan günün sulak alanların farkındalığını artırmak, bu alanların biyoçeşitliliği ve kültürel değerlerini vurgulamak amacıyla belirlendiğini ifade etti.

Bu yılın temasının “kültürel miras ve geleneksel bilgi” olduğunu belirten Arslan, bu temanın, sulak alanların insanların tarihindeki yeri ile ilgili önemli bir gerçeği aktardığını dile getirdi.

Arslan, sulak alanların insanlık tarihinin en eski yerleşim alanlarından biri olduğunu belirterek, “İnsanlar yerleşik hayata geçtiklerinden beri, su kaynaklarının olduğu ve sulak alanların bulunduğu bölgelerde yaşamayı tercih etmişlerdir. Sulak alanlar ve insanlar arasında uzun bir etkileşim ve gelişim süreci bulunmaktadır.” dedi.

Sulak alanların kültürel miras ve geleneksel üretim biçimleri açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Arslan, “Bu alanlarda nesilden nesile aktarılan değerli bilgiler mevcut. Sulak alanların çevresindeki topluluklar, binlerce yıl boyunca su, toprak ve tarımı doğayla uyumlu şekilde kullanmayı başardı. Ancak bu bilgi kayboldukça, sulak alanlar hızla yok olmaktadır.” şeklinde konuştu.

SULAK ALANLAR, ORMANLAR VE OKYANUSLAR GİBİ KARBON YUTAK ALANLARI

Arslan, sulak alanların zengin biyoçeşitliliği ve çeşitli habitat türlerini barındırması nedeniyle ekosistemler için kritik öneme sahip olduğunu, bu alanların iklim değişikliği ile mücadelede anahtar rol üstlendiğini belirtti.

Özellikle turbalıkların yüksek karbon tutma kapasitesine sahip olduğunu kaydeden Arslan, “Sulak alanlar, ormanlar ve okyanuslar gibi karbon yutak alanlarıdır. Turbalıklar, insan faaliyetleri sonucu salınan fazla karbonu tutarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaktadır.” dedi.

Kuraklık riskinin artmasının başlıca sebeplerinden birinin sulak alanların kaybı olduğuna dikkat çeken Arslan, bu alanların yok olmasının su döngüsünü bozduğunu ifade etti.

KURAKLIK RİSKİ SULAK ALAN KAYBIYLA DOĞRUDAN BAĞLANTILI

Arslan, sulak alanların kaybının ardından kuraklık riskinin daha belirgin hale geldiğini vurgulayarak, “Oysa bu alanların korunduğu ve genişletildiği bölgelerde kuraklık ile doğal bir denge sağlanabilir.” dedi.

Yeraltı sularının plansız ve yasa dışı çekilmesinin de sulak alanlara baskı yaptığını ifade eden Arslan, bunun yüzey sularının beslenmesini engellediğini ve kalıcı çevresel hasarlara yol açtığını dile getirdi.

Sulak alanların yalnızca göletlerden oluşmadığını, kıyı deltaları, iç su gölleri, tuzlu ve tatlı göller, ıslak çayırlar, nehir sistemleri ve taşkın alanlarının da sulak alan ekosistemleri içinde yer aldığını belirten Arslan, bu alanların zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunu vurguladı.

Bir sulak alanın kuruması veya yapısının bozulması durumunda, bu alana bağımlı türlerin beslenme, barınma ve su ihtiyacını karşılayamaz hale geleceğini, bunun da ekosistemdeki tüm dengeyi etkileyebileceğini ifade etti.

GÖÇMEN KUŞLAR İÇİN HAYATİ ÖNEMDE

Sulak alanların göçmen kuşlar açısından kritik bir öneme sahip olduğunu da söyleyen Arslan, özellikle kış döneminde Türkiye'yi kullanan ördekler, kazlar, kuğular gibi su kuşlarının bu alanlara bağlı olduğunu belirtti.

Arslan, göç rotalarındaki sulak alanların kaybolmasının kuşların yönlerini kaybetmesine neden olduğunu aktararak, “Alternatif alanlar arasındaki mesafe uzadıkça, beslenme sorunları oluşmakta ve bu durum birey kayıplarına kadar gidebilmektedir. Bu nedenle sulak alanlar göçmen kuşlar için hayati bir öneme sahiptir.” dedi.

Türkiye genelinde sulak alanlara ilişkin kapsamlı bir sayısal verinin mevcut olmadığını hatırlatan Arslan, dünya genelinde 1900'lerden bu yana sulak alanların yaklaşık %50'sinin yok olduğunu, Akdeniz Havzası'ndaki kaybın ise %56'ya ulaştığını vurguladı.

Son yıllarda kayıpların hızlandığını belirten Arslan, “Son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yüzölçümü 2 milyon hektara, yani yaklaşık 1,5 Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştı. Anadolu’nun iç kesimlerinde bulunan Konya Kapalı Havzası’nın sulak alanları, Tuz Gölü ve çeşitli göller yöresindeki birçok alan tamamen kurudu veya önemli ölçüde küçüldü.” ifadelerini kullandı.

Arslan, sulak alan kayıplarındaki başlıca sebebin tarımsal sulama olduğunu, kullanılabilir suyun yaklaşık %80'inin tarımsal sulamada harcandığına dikkat çekti.

Bilinçsiz sulama yöntemleri ve bölgeye uyumlu olmayan ürün desenlerinin sulak alanlarını hızla yok ettiğini vurgulayan Arslan, iklim değişikliğinin bu süreci olumsuz etkileyen bir diğer faktör olduğunu sözlerine ekledi.

Sulak alanların korunmasının artık yeterli olmadığını, restorasyon çalışmalarının zorunlu hale geldiğini dile getiren Arslan, “Sulak alanların eski haline döndürülmesi gerekiyor. Geleneksel bilginin yeniden sahaya aktarılması bu nedenle önemlidir.” dedi.

Arslan, kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve akademisyenlerin birlikte hareket etmesi durumunda sulak alanların korunabileceği ve restore edilebileceğini ekledi.

reklam

YORUM YAP