

ŞEHRİBAN KIRAÇ / NEFES
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, yalnızca asgari ücret ya da diğer ücretlerin beklenen enflasyona göre ayarlanmasının, enflasyonla mücadelede toplumsal rıza eşiğinin aşılmasına yol açtığını belirtti. Yılmaz, “Ekonomi politikalarının uygulanabilirliği için gereken halk desteğinin ve sabrının kalmadığını görebiliriz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Yılmaz ile ekonomideki son gelişmeleri ele aldık.
Sosyal Maliyeti Çok Yüksek Oldu
* Faiz ve enflasyon arasında “araf”ta kalınan 2025 yılı, hane halkı ve reel sektör açısından oldukça sancılı bir geçiş yılı oldu. 2025’in bu anlamda bir muhasebesini yaparsak, nasıl bir yıldı ve en büyük sancısını kimler çekti?
2025 yılı boyunca enflasyonla mücadele amacıyla yüksek faiz politikası uygulandı. Ancak bu durum hane halkları ve işletmeler için borçlanma maliyetlerini artırdı. PMI göstergesindeki gerileme ve konkordato başvurularındaki büyük artış, reel sektörün 2025’in sıkılaşan koşullarından olumsuz etkilendiğini ortaya koyuyor.
Gelir dağılımındaki bozukluk da tabloya eklendiğinde, en büyük sancıyı dar ve sabit gelirlilerin çektiği dikkat çekici bir gerçek. Ne dezenflasyonda ne de büyümede beklenen düzeyde bir başarı tutuldu. Çünkü enflasyonla mücadele iç talebin baskılanması üzerinden yürütüldü. Ücretli çalışanların ve emeklilerin hem enflasyondan hem de enflasyonla müdahale çabalarından dolayı reel gelirleri ve yaşam standartları en düşük seviyelere geriledi.
Düşük gelirlilerin marginal tüketim oranları yüksektir, yani gelirlerinin büyük kısmını tüketime harcarlar. Oysa yüksek gelirlilerin geliri düştüğünde en çok lüks tüketimden kısmaktadır. Bu nedenle, ücretli ve emeklinin reel gelirleri düştüğünde gıda, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamada zorluk yaşarlar.
Sonuçta talabı baskılayan politikaların hedefi tüketimi azaltmak olduğunda, sosyal maliyetler oldukça yüksek oldu.
Öte yandan, faiz ve enflasyon arasında kalınan 2025 yılı boyunca büyüme dinamikleri de farklılık gösterdi. 2025’in ekonomik büyüme performansı ilk üç çeyrek itibariyle yüzde 3.7 oldu ki bu, OVP tahmininin üzerinde bir oran.
Buna karşın, sektörler arasındaki dengesiz büyüme ile emeğin büyümeden aldığı payın azalması, büyümenin kalitesizleşmesine neden oldu. Sanayi ve ihracat daralırken tarım sektörü de ağır darbe aldı. Büyümeyi destekleyen en önemli sektör inşaat oldu, ancak emeğin büyümeden aldığı pay yüzde 35’e kadar geriledi.
Küresel Riskler de Masada
* 2025’ten alınan miraslarla 2026’ya girdik. Bu yıl vatandaşları ve işletmeleri nasıl bir yıl bekliyor? Çekilecek acılar artacak mı?
2026’ya TCMB’nin yukarı revize ettiği “tutturulmuş” enflasyon tahmini (yüzde 30.9) ve uluslararası kuruluşların güncellediği olumlu büyüme verileri ile (yüzde 4 civarı) girdik. Ancak hem iç hem de dış gelişmelere bakıldığında bu iyimser senaryonun değişeceği görülüyor.
Büyüme beklentileri, dezenflasyon süreci ile çelişiyor. Talebin hâlâ canlı olması ve fiyat baskısının devam edebileceği anlamına geliyor.
Uygulanan ekonomi programı, asgari geçim sınırındaki geniş kitlelerin refahını daraltırken, finansmana erişim krizini derinleştirerek önemli bir meşruiyet sınavı verecek.
2025’te enerji ve petrol maliyeti düşüktü, döviz kuru (özellikle dolar) kontrollü bir dalgalanma içindeydi. Bu durum, enflasyonla mücadeleye olumlu katkı sağlamıştı. Ancak 2026'nın başlangıcında küresel riskler de gündemde.
Bölgesel çatışmaların enerji fiyatları üzerindeki etkisi, TCMB’nin faiz indirimini geciktirebilir. Diğer taraftan, iç talebin baskılanması, borcu olan ve nakit akışı zayıf şirketlerde vade sonu riskini artırırken, tahvil getirileri ve kredi faizlerinin yüksek kalmasına neden olabilir; bu da reel sektörün yüzde 4'lük büyümeden yararlanmasını zorlaştırır. Ayrıca, ABD ve AB gibi büyük ekonomilerdeki faiz gelişmelerinin belirsizliği, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akışını sekteye uğratabilir.
Halk Desteği Kalmadı
* Yaklaşık 3.5 yıldır devam eden sıkı para politikası, enflasyonu düşürmede başarı sağlayamadı. Sizce bu programa rağmen neden gerçek başarı sağlanamıyor?
Ekonomik aktörler, TCMB’nin hedeflerine ulaşabileceğine inanmıyor. Bu durum, fiyatlama davranışlarını bozuyor. Reel sektör, geleceğe ilişkin olumsuz beklentilerle kendi fiyatlama alışkanlıklarını şekillendiriyor.
Sonuç olarak, bu durum politika faizinin etkisini zayıflatıyor. Politika faizi %30 bile olsa, ekonomik aktörler yüzde 40-50 enflasyon varmış gibi fiyatları artırmaya devam ediyor.
Enflasyon hedefine güven oluşmadıkça ya da gerçekçi ve şeffaf hedefler belirlenmedikçe, herkes kendi enflasyonu için koruma kalkanı oluşturmaya çalışıyor.
Maliye politikası, sıkı para politikasına eşlik etmediğinde, kamu harcamalarında canlanma devam etmekte ve piyasaya likidite enjekte ediliyor. Bu durum enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Hane halkları enflasyona karşı her türlü fedakarlığı göze alırken, kamu harcamalarının devam etmesi sorunlu bir durum. Ayrıca dolaylı vergilerdeki artışlar ve enerji gibi yönetilen fiyatlara yapılan zamlar maliyet yönlü enflasyonu artırıyor.
Fiyatlama davranışlarındaki katılık, kira sözleşmeleri ve okul ücretleri gibi hizmet sektöründe görülen büyük ölçüde geçmiş enflasyona endekslenme durumları ile ortaya çıkıyor.
Ayrıca sadece asgari ücretlerin ya da diğer ücretlerin gerçekleşen değil, beklenen enflasyona göre ayarlanması enflasyondaki katılığı önlemez; aksine sosyal rıza eşiğinin aşılmasına neden olur. Bu yüzden, ekonomi politikalarının uygulanabilirliği için gereken halk desteği ve sabrı kalmadığını görebiliriz.
Para politikası daha çok talep enflasyonunu kontrol edebilir. Ancak, enflasyonun küresel enerji ve emtia fiyatları, tarımsal sorunlar, hukuki ve kurumsal güvenin sağlanamaması gibi kaynakları olduğu göz önünde bulundurulduğunda, sadece faizi artırmak bu yapısal sorunları çözmüyor.
Güven Eksikliği Var
* Şu anda Türkiye ekonomisinin en can yakıcı üç sorunu nedir?
Geçim marjının sıfırlanması sorunu: Geniş kitleler gelirin yalnızca hayatta kalmaya yettiği noktada, tasarruf veya ek mali yük taşıma imkanı bulamıyor.
Ekonomideki beklenti yönetimi sorunu: Geçmiş enflasyona göre fiyatlama, geleceği tahmin etme zorluğu ile büyüyor. TCMB’nin 2026 yılı sonu enflasyon tahmini olan yüzde 13-19 aralığına yönelik belirsizlikler ve güven eksikliği mevcut. Fiyatlamalar, kredi faizleri ve tahvil getirileri çeşitli vadelerde politika faizinin üzerinde devam ediyor. Yüksek tahvil getirileri de yatırımcının belirsizlik primi talep ettiğini gösteriyor.
Geciken reformlar sorunu: Reformların gecikmesi maliyetleri toplumun geniş kesimlerine yayıyor. Reformsuz geçen her gün, ileride daha büyük bir bedel ödetiyor.
Sonuç olarak sadece rakamsal değişiklikler değil, yapısal değişiklikler de gerekli. Ekonomik reformlar sadece TCMB’nin faiz kararları ile sınırlı kalmamalıdır. Vergi hasılatında dolaylı vergilerin payının azaltılması ve dolaysız vergilerin artırılması, gelir adaletsizliğini önlemek adına kritik bir öneme sahiptir.
Teknik becerilerin eğitim sistemine entegrasyonu ile genç işsizliği ile mücadele etme imkanı bulunmaktadır. Öngörülebilir bir yargı süreci ve mülkiyet haklarının tam korunması ile yerli ve yabancı yatırımcılar güvenle geleceğe bakabilir.
Katma değerli üretim reformları ile düşük büyüme-yüksek maliyet sarmalından çıkmak mümkün. Gelecekteki yeşil ve temiz inşaat anlayışı ile ihracatçının 2026 sonrası “karbon vergisi” ile karşılaşacağı gerçeği de göz önünde bulundurulmalıdır.
İşsiz Sayısı 3 Milyon Değil 10 Milyon
* Ciddi bir gelir erimesi yaşanıyor. Emekli maaşı 20 bin, asgari ücret 28 bin lira oldu. Yoksulluk artıyor, yoksullaşma süreci devam edecek mi?
Türkiye’de ücretli çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücret alıyor. Kalan kesimin önemli bir bölümü de asgari ücrete yakın maaşlar almakta. Bu yılki asgari ücret artışı, geçen yılki gibi gerçekleşen enflasyona değil, beklenen enflasyona göre ayarlandı. Yeni asgari ücret açıklandığında bile açlık sınırının altında kaldığı bilinmekte.
Ücret artışlarının belirlenmesinde TÜİK’in enflasyon verisi baz alınıyor. Ancak hane halkı bütçesinin en büyük payı temel ihtiyaçlara harcanıyor. TÜİK Hanehalkı Bütçe Araştırması sonuçlarına göre, hane halklarının en yüksek harcama kalemi konut ve kira harcamaları, ardından ulaştırma ve gıda ile alkolsüz içecekler geliyor. Temel ihtiyacı karşılayan harcama kalemlerinin enflasyon oranı, TÜİK’in açıkladığı manşet enflasyondan daha yüksek; bu da enflasyonun dar gelirliler üzerindeki yıpratıcı etkisini ortaya koyuyor.
TÜİK’e göre işsiz sayısı yalnızca 3 milyon civarında ancak atıl işgücü oranı 2025’te yüzde 30’a ulaştı. Bu nedenle, atıl işgücü oranını baz alırsak, gerçek işsiz sayısı 3 milyon değil, 10 milyona yaklaşıyor.
İstihdam oranı ise yüzde 49’larda. Bu, çalışabilir yaştaki nüfusun sadece yarısının istihdam edilebildiğini gösteriyor. Temel sebep ise, kadınların istihdam oranının erkek istihdam oranının neredeyse yarısı kadar olması ve genç işsizliğinin ulaştığı dramatik boyutlardır.
Gelir dağılımı istatistiklerinde son yıllarda belirgin bozulmalar söz konusu. Gini katsayısı 2014 yılında 0.39 iken, 2024’te 0.41’e yükseldi. 2024 yılı itibariyle nüfusun en zengin kesiminin milli gelirden aldığı pay artarken, en düşük gelirliler giderek daha az pay alıyor. Nüfusun en yüksek gelirli yüzde 20’lik kesimi milli gelirden yüzde 48 pay alırken, en düşük gelirli yüzde 20’lik kesimin payı ise sadece yüzde 6.4 olarak belirlendi.
Enflasyon Yüzde 23-25 Gelir
* Yılın ikinci yarısında seçim ekonomisine geçileceğine ilişkin beklentiler de var. Seçim ekonomisi enflasyonla mücadeleyi nasıl etkileyecek, yıl sonu enflasyon tahmininiz nedir?
Seçimler, kamu harcamalarını dönemsel olarak artıran sebeplerden biridir. Seçim dönemlerinde hem siyasi partilere bütçeden yapılan transferler, hem de yeniden seçilmek isteyen iktidarın “popülist politikalar” ile kamu harcaması düzeyinin artmasında büyük rol oynamaktadır. Bütçenin uygulama yetkisi iktidarda olduğu için, seçim yaklaşırken bütçe bir “araç” haline gelir. Bu durum, enflasyonla mücadelenin göz ardı edilmesine ve enflasyonun yeniden yükselişine yol açabilir.
2026, bir sonraki seçim tarihinin netleşeceği yıl olacaktır. Ancak seçim ekonomisinin kendini göstereceği yılın 2026 değil, 2027 olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda yıl sonu enflasyon tahminim yüzde 23-25 aralığında olmaktadır.



DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN