

NALAN GÜNEŞ / NEFES
“Yan bakma” ifadesi sonucu tüm hayatını kaybeden Atlas Çağlayan (17), geçen yıl bıçaklanarak öldürülen Mattia Ahmet Minguzzi (15) ve daha pek çok çocuk… Burada ortak noktalar yalnızca kaybedilen hayatlar değil, aynı zamanda failin çoğu zaman çocuk olması. Dr. Hülya İskenderoğlu Bahat ile bu tür vakaların arkasındaki ruhsal ve toplumsal dinamikleri ele aldık.
– Çocuklar, ‘yan bakma’ gibi basit sebeplerle ölüyor… Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu olaylar, toplum olarak birbirimizin yüzüne bakmayı unuttuğumuz bir gerçeğin ağır bedelidir. ‘Yan bakma’, yalnızca bir tetikleyici niteliğinde. Asıl mesele, insanların öfke birikimlerinin ne denli yüksek olduğudur.
EV İÇİNDE YABANCIYIZ
– Bu sadece bireysel bir öfke sorunu mu, yoksa toplumsal ruh halinin bir yansıması mıdır?
Evlerimizdeki huzuru kaybetmiş durumdayız. Geçmişte sofralarımız sadece yemek için değil, aynı zamanda dertlerin paylaşıldığı bir yerdi. Artık aynı evde birbirinin ruhundan haberi olmayan yabancılara dönüştük. Bu yüzden, en ufak bir kıvılcım bile büyük bir yangına neden olabiliyor. Bağ kuramadığımız ve birbirimizi dinlemediğimiz her an, içimizde biriken öfke artıyor.
– Faillerin genellikle çocuk yaşta olmaları sizce neyi gösteriyor?
Bir çocuğun bıçak alması, yetişkinlerin onlara sevgi ve nezaket öğretmedeki açıklarını gösteriyor. Artık çocuklara ‘iyi insan’ olmayı değil, ‘güçlü ve dişli’ olmayı öğütlüyoruz.
KOMŞULUK KÜLTÜRÜ ÖNEMİ
Eskiden mahalle kültürü vardı; komşular çocukların üzerindeki koruyucu anne-babalar gibiydi. Şimdi ise çocuklar bu sıcaklıktan mahrum durumda. Dost meclisinin yokluğunda, güçlerini şiddette aramaya başladılar. Çocuklar paylaşmayı, göz teması kurarak iletişim kurmayı veya başkalarının üzüntüsünü anlamayı öğrenemiyor. Bağ kuramadığımız her çocuk, yarın sokakta bir tehdit gibi gözükecek. Dijital dünya ve medya, bu sorunları daha da derinleştiriyor.
GÜÇ GÖSTERİSİ VE ŞİDDETİN NORMALLEŞMESİ
Dizilerde uyuşturucu kullanımı, silah taşımak ya da birisini öldürmek güç gösterisi olarak sunuluyor. Dijital oyunlar ise şiddeti bir kazanma aracı gibi gösteriyor. Bu da şiddetin normalleşmesine neden oluyor. Şiddet dilinden arınmamız ve evlerimizi güvenli, şefkat dolu bir ortam haline getirmemiz gerekiyor.

Aileler, Öfkeyi Görmezden Gelirse Tehlike Başlar
– Aileler çocukların öfke ve saldırganlıklarını sıklıkla göz ardı ediyor. Bu durum hangi noktada tehlikeli hale geliyor?
Çocuğun bir canlıya zarar vermesini ‘kendini koruma’ şeklinde değerlendirmek, aslında büyük bir fırtınanın habercisidir. Şiddet evde normalize edildiği an tehlike başlar. Aile, o öfkeyi görmezden geldiğinde çocuk bunu bir hak arama yöntemi olarak benimser ve dış dünyada da aynı davranışları sergilemeye devam eder.
Çocukların Karnını Değil, Ruhunu Doyurun
– Atılması gereken en önemli adım sizce nedir?
Çocuk, evde sevgi ve değer görüp merhameti öğrendiğinde, başkasına acı vermekten kaçınır. Silahlanmaya karşı önlemler alınmalı ve ekrandaki şiddet ortadan kaldırılmalı; ancak asıl iyileşme ailede başlar.
– Ebeveyn ve gençlere mesajınız nedir?
Çocukların yalnızca karnını değil, ruhlarını da sevgi ve sohbetle doyurun. Evde yabancılaşmayın, telefonları bir kenara bırakın ve onlara gözlerinin içine bakın. Evde nezaketi ve sabrı yaşamayan çocuk, dışarıda ekrandaki karakterlerde rol modeli arar. Gençlere ise şunu söylemek isterim; gerçek güç, birini incitmek ya da yıkıp dökmek değil; öfkeli anlarda kendine hakim olmaktır.
Gençler, Mertliği Sertlik Sanıyor
– Kendini korumak yerine neden saldırmayı tercih ediyorlar?
‘Nazik olursam beni ezerler’ korkusu, her şeyin önüne geçti. Gücü yumrukta, üstünlüğü ise bağırmakta görüyoruz. Güvende hissetmeyen birey, savunmaya geçip saldırmayı seçiyor. Gerçek güç, o öfke anında durabilmektir. Çocuklara hakkını aramayı öğretirken, bunu başkasını kırmadan gerçekleştirmenin daha büyük bir erdem olduğunu anlatamadık. Erkek çocuklarına ise ‘sert ol, ezilme, vur’ telkini yapıldı. Yiğitliğin yalnızca elden tutmak ve merhamet göstermek olduğu unutturuldu. Zayıfı koruyabilen bir kahramanlık anlayışı geliştirmemiz gerekiyor. Bu algı, şiddeti erkeklik ispatı biçimine dönüştürüyor. Saygı, korkuyla karıştırılıyor. ‘Benden korkarlarsa saygı duyarlar’ mantığıyla hareket ediyorlar.
Dizilerdeki Şiddete Dikkat!
Medyada şiddeti güç simgesi olarak gösteren sahnelerden acilen vazgeçilmelidir. Çünkü toplumun en çok tüketeceği içeriklerin başında dizi ve filmler geliyor. Okullarda insan olmanın önemine dair dersler verilmelidir. Çocuklara yardımlaşmanın güzelliği öğretilmelidir. Fakat en önemlisi; biz yetişkinler onlara rol model olmalıyız.


