

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleşen 'Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı'na katıldı. Konferansta Özel'in yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan, Dilek Kaya İmamoğlu ve partili üyeler de yer aldı.
Etkinlikte konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada çok sayıda krizle yüzleşiyoruz. Bu salon, farklı kimlikleri, siyasi duruşları ve yaşam tarzlarını bir araya getiriyor. Bizim arzumuz ve hedefimiz bunun tam olarak gerçekleşmesidir:
Birlikte çoklu krizleri ve kimlikleriyle aşmayı başarmak. Türkiye için özgür, adil ve huzurlu bir gelecek hayalinde ortaklaşmaktır. Türkiye, iç barışını ve huzurunu sağlamak zorundadır. Bu hedefe, toplumu bölüp düşmanlaştıran, kutuplaştıran politikalarla ulaşmak mümkün değildir. Otoriterleşmiş ve çıkar odaklı bir anlayışa kaymış, bozulmuş bir siyasi kültürün yarattığı tahribatı gerçek bir demokratik siyasetle onarma iradesini herkes taşımak zorundadır. Biri olmazsa diğeri hiçbir zaman tamamlanmayacaktır.
Bu nedenle biz bu sürece 'Terörsüz ve Demokratik Türkiye Süreci' dedik ve bu hedef için çaba göstermeye devam ediyoruz. Aynı sorumluluk anlayışıyla vurguluyorum ki; Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, bu süreçle ilgili belirsiz tutumundan, rakiplerine karşı başlattığı yargı savaşından ve sivil siyasete yönelik vesayet anlayışından vazgeçmelidir. İktidar olmayı, yurttaşın kalbine korku ve endişe salmak ve ardından bu korkuyu kontrol etmek olarak gören bu yaklaşım, sorunların çözülmesini sağlamaz, herkes bunu görmelidir,” şeklinde konuştu.
'BU SORUŞTURMALAR TÜRKİYE'NİN BARIŞINA KARŞI AÇIK BİR DARBEDİR'
Özgür Özel konuşmasına devam ederek, “Anayasa Mahkemesi kararları yerel mahkemelerce görmezden gelinmektedir. Milletimiz barış talep ederken, bu sürecin başarılı olacağına olan güvenin yetersiz kalmasının nedeni budur. Sürece karşı yapılan büyük sabotaj, 19 Mart darbesidir. Eğer milletim, seçtiğim belediye başkanı tutuklanıyorsa ve irademe kayyum atanıyorsa, neye güvenebilirim diye sormaktadır. Bu da en doğal hakkıdır.
30 yıl önce alınmış diplomaların iptal edildiği bir kriz koşulu, toplumda derin bir güvensizlik yaratmaktadır. Bu çoklu krizleri aşmanın yolu, topyekûn bir mücadeledir. Bugün belediye başkanlarımız ve belediye meclis üyelerimiz 'kent uzlaşısı' dosyaları kapsamında yargılanmaktadır. İstanbul'daki iki belediyemize bu soruşturmalar nedeniyle kayyum atanmıştır.
Toplamda DEM Parti’nin 10 belediyesinde ve genel olarak Türkiye’de 13 belediyede kayyum bulunmaktadır. Bu soruşturmalar, Kürtlerin belediye meclislerine katılımını suç olarak tanımlamaktadır. Kent uzlaşısı olarak adlandırılan durum, bir seçim işbirliğidir. Türkiye ittifakı çerçevesinde mahallelerde, ilçelerde ve illerde demokratlar arasında gerçekleşen işbirliğidir. Suç sayılan bu durumdur.
Esenyurt'un seçilmiş belediye başkanı Ahmet Özer, geçen hafta PKK terör örgütü üyesi olarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Mehmet Ali Çalışkan, Ebru Özdemir ve gözaltındaki Mahir Polat ise yalnızca bu suçlamalardan dolayı 10 aydır tutukludur. Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı Resul Emrah Şahan da bu soruşturmadan tutuklu bulunmakta ve yerine kayyum atanmıştır.
Ekrem İmamoğlu da bu soruşturmayla yargılanmaktadır. Kürtlerin belediye meclislerinde temsil edilmesini terör suçu olarak gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu soruşturmalar, Türkiye'nin barışına karşı açık bir darbe olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bile bu soruşturmalara karşı açık bir tepki vermekteyken, bu inatlaşmayı herkesin dikkatle okuması gerekmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi, 19 Mart darbesine ve tarihe utanç olarak geçecek kent uzlaşısı soruşturmalarına rağmen barışın yanındadır. Çünkü biliyoruz ki, ya birlikte güçleneceğiz ya da hukukun olmadığı bir ortamda iktidarın takdirine bağlı bir siyasi yaşamı kabul edeceğiz.
'BU ÜLKENİN SORUNLARINI İNKAR EDEREK DEĞİL, YÜZLEŞEREK ÇÖZECEĞİZ'

Emperyalist devletler tarih boyunca bu toprakların çıkarlarını değil, kendi menfaatlerini düşünmektedirler. Bizim yolumuz, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Şiilerin, Alevilerin ve Dürzilerin birlikte kazanacağı bir mücadele vermek olmalıdır. Suriye'deki Türkmenler, Kürtler ve Araplar; hepsi bizim akrabamız ve kardeşimizdir.
Bu bağlamda, Kürtleri hedef alan, onurlarını zedeleyen ve 'Kürt eşittir terörist' algısını yeniden üreten eski, yıkıcı ve dışlayıcı söylemleri kesinlikle reddediyoruz. Türkiye'deki Kürtleri de Suriye'deki akrabalarını da incitecek hiçbir politikaya boyun eğmeyeceğiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Suriye'de çatışmanın tarafı değil, barışın ve uzlaşının güvenceleyeni olmalıdır. Suriye'nin huzuru ve refahı, Türkiye'ye de kazandıracaktır. Bu sefer kazanan, emperyalist devletler değil, bu toprakların evlatları, bu toprakların insanları olmalıdır.
Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansımız, bu kararlılığın somut bir göstergesi olarak yeni bir başlangıcı temsil ediyor. Bugün, kurucu siyasetin yeniden ayağa kalktığı bir eşikteyiz. Bu ülkenin sorunlarını inkâr ederek değil, yüzleşerek çözeceğiz,” dedi.


