

ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun hedef alındığıaskeri operasyonlar ve Latin Amerika'daki tehditkar girişimler, 1823 tarihli Monroe Doktrini'nin modern versiyonu olarak nitelendiriliyor.
Trump, bu stratejiyi kendine has bir isimle “Donroe Doktrini” olarak adlandırarak, ABD’nin Batı Yarımküre’deki etkisinin asla sorgulanamayacağını öne sürdü.
Florida'daki Mar-a-Lago malikanesinde gerçekleşen konuşmasında Trump, “Monroe Doktrini önemli bir aşamaydı ama biz onu çoktan geride bıraktık. Artık buna Donroe belgesi diyoruz” şeklinde ifadelerde bulundu. Trump, “Amerikan etkisi Batı Yarımküre'de bir daha asla sorgulanmayacak” dedi.
Beyaz Saray, bir süre önce yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde benzer düşünceleri dile getirerek Monroe Doktrini’ne eklenen “Trump Eki”ne de yer vermişti. Belgede, Latin Amerika'da stratejik varlıklara yönelme, suçla mücadele ve göç sorununu çözme gibi gerekçelerle ABD müdahalesini teşvik eden bir çerçeve çiziliyordu.
MONROE DOKTRİNİ NEDİR?
ABD'nin 200 yıllık emperyalist stratejisinin temeli olarak kabul edilen Monroe Doktrini, 1823 yılında dönemin ABD Başkanı James Monroe tarafından Kongre'ye sunulmuş bir dış politika belgesidir. “Batı Yarımküre Avrupa’ya kapalıdır” mesajını ön plana çıkaran bu belge, ilerleyen yıllarda ABD’nin bu kıta üzerindeki nüfuz iddialarının meşrulaştırılmasında önemli rol oynamıştır.
1904'te ABD Başkanı Theodore Roosevelt, Monroe Doktrini'ne eklediği Roosevelt Eki ile birlikte, ABD’ye Latin Amerika ülkelerine doğrudan müdahale etme hakkı tanımıştır.
Başlangıçta “anti-sömürgeci” bir perspektife sahip gibi görünse de, zamanla ABD merkezli bir sömürü sisteminin ideolojik zeminine dönüşmüştür.
'VENEZUELA SALDIRISI RUSYA VE ÇİN'E DE MESAJ'
Venezuela'ya yönelik ardı ardına gelen tehditlerin ardından gerçekleştirilen operasyon, ABD'nin bölgedeki diğer sol yönetimlere de gözdağı verme amacı taşıdığını ortaya koyuyor.
Politik analistler, ABD’nin bu eyleminin yalnızca Latin Amerika'ya değil, aynı zamanda Rusya ve Çin gibi rakiplere de yönelik bir uyarı niteliği taşıdığını belirtiyor.
Dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip olan Venezuela, aynı zamanda Çin'in bölgede en önemli iş ortaklarından biridir.

TRUMP'IN YENİ HAMLELERİ BELİRSİZ
Trump’ın yürüttüğü politikalar, ABD’nin müttefikleri arasında kaygı yaratmaya devam ediyor. Başkan, Grönland’ın ele geçirilmesi ve Panama Kanalı’nın geri alınması gibi konulardaki açıklamalarıyla gündeme gelmişti.
Defense Priorities düşünce kuruluşundan askeri analist Jennifer Kavanagh, daha önce Trump’ın Grönland’a yönelik planlarını ciddiye almadığını ama artık bu konuda kararsız olduğunu aktardı. Kavanagh, “ABD’nin Grönland’a birkaç yüz ya da birkaç bin asker göndermesi aslında zor olmayacak. Buna kim karşı koyabilir, belli değil” dedi.
Venezuela örneğinin tehlikeli bir emsal oluşturduğunu belirten Kavanagh, “Eğer ABD bir lideri gayrimeşru ilan edip ona müdahale edebiliyorsa ve ardından da ülkeyi kontrol edebiliyorsa, başka ülkelerin de aynı yolu izleme imkanı ortadan kalkmaz” diye ifade etti.
DÜNYADA GÜÇ DENGELERİ DEĞİŞİYOR
ABD'nin daha önce, özellikle 2003 Irak işgali gibi Birleşmiş Milletler onayı olmadan gerçekleştirdiği müdahalelere de atıfta bulunan analistler, günümüzdeki küresel güç dengesinin farklı olduğunu vurguluyor. Kavanagh, “O dönemlerde ABD’nin göreli gücü çok daha fazlaydı. Şimdi ise bu durum geçerli değil” değerlendirmesini yaptı.
Atlantic Council'dan ve Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde görev almış olan Alexander Gray ise Venezuela operasyonunun, Latin Amerika'da daha sert bir ABD tutumunun başlangıcını müjdelediğini belirtti. Gray, “Yakın gelecekte, Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerin bölgedeki artan etkisine daha toleranssız bir yaklaşım sergilenecek” dedi.


