reklam
reklam
DOLAR 44,6304 % 0.11
EURO 52,5769 % 0.46
STERLIN 60,2952 % 0.18
FRANG 56,5729 % 0.29
ALTIN 6.812,73 % -0,26
BITCOIN 73.651,63 0.772
reklam

Bilim İnsanlarından Yeni Araştırma: İşte Hayatın En Zor Dönemi

Yayınlanma Tarihi : Google News
Bilim İnsanlarından Yeni Araştırma: İşte Hayatın En Zor Dönemi
reklam

Bir grup bilim insanı, insanların hayatında karşılaştıkları en zor dönemleri inceleyerek önemli bulgulara ulaştı.

Bristol Üniversitesi'nden Profesör Michelle Spear, 40’lı yaşların, hem fiziksel hem de zihinsel açıdan en fazla tükenmişlik hissedilen dönem olduğunu ifade etti.

Prof. Spear’a göre bu durum, yalnızca yaşlanmaya bağlı değil. Küçük biyolojik değişimlerin bu dönemde bir araya gelmesi, iş hayatı, ebeveynlik ve diğer sorumlulukların yoğun olduğu yıllarla çakışıyor. Uzman, bu durumu “biyoloji ile talep arasındaki uyumsuzluk” olarak nitelendiriyor.

Daily Mail’e mülakat veren Spear, “Vücudumuz hala enerji üretebiliyor, ancak bunu gençlik yıllarındaki gibi değil farklı bir şekilde gerçekleştiriyor. Bu sırada, bizden beklenen fiziksel ve zihinsel performans zirveye çıkıyor” şeklinde konuştu.

30'LARIN SONUNA DOĞRU DEĞİŞİM BAŞLAR

Araştırmaya göre, 20’li yaşlarda vücut daha “affedici” bir yapıdadır. Kas onarımları daha hızlı bir şekilde gerçekleşir, iltihaplanma tepkileri kısa sürede sona erer ve hücresel enerji üretimi oldukça verimli çalışır. Hücrelerimizin enerji santralleri olarak bilinen mitokondriler, daha az atıkla daha fazla enerji üretir.

Fakat 30’ların sonlarına gelindiğinde, bu dengede küçük değişiklikler baş göstermeye başlar. Düzenli kuvvet antrenmanı yapılmadığı takdirde kas kütlesi doğal olarak azalır. Bu kas kaybı, günlük hareketlerin bile daha fazla enerji gerektirmesine yol açar. Ayrıca, mitokondrilerin enerji üretim veriminde de bir düşüş gözlemlenir ve toparlanma süreci biyolojik olarak daha zor hale gelir.

UYKU KALİTESİNDEKİ DÜŞÜŞ

Bu dönemde uyku kalitesi de oldukça belirgin bir şekilde bozulur. 20'li yaşlarda derin ve onarıcı olan uyku, 40’lı yaşlarda daha kesintili hale gelir. Özellikle kadınlarda, perimenopoz sürecinde değişen östrojen ve progesteron hormonlarının, uykuyu düzenleyen beyin bölgelerini etkilediği belirtilmektedir. Ayrıca, stres hormonu kortizolün gece saatlerinde düşmek yerine artış göstermesi, dinlendirici bir uykuya set çekmektedir.

Tüm bu biyolojik değişimler, beynin en yoğun yük altında olduğu bir döneme denk gelir. Araştırmalar, orta yaşın sorumlulukların arttığı, bilişsel ve duygusal yükün en üst seviyeye ulaştığı bir dönem olduğunu göstermektedir. Uzmanlara göre zihinsel çoklu görev, fiziksel emek kadar enerji tüketmektedir.

Prof. Spear, her bireyin yaşlanma deneyiminin farklı olduğunu vurgulayarak, “Orta yaş yorgunluğu genellikle yaşlanmanın kendisinden ziyade, biriken yüklerin sonucudur. Aynı yaştaki iki kişinin enerji düzeyi, vücutlarından ne talep edildiğine bağlı olarak büyük farklılıklar gösterebilir” dedi.

60'LARDA ENERJİ YENİDEN ARTMAKTA

Araştırmanın sevindirici bir bulgusu ise enerjinin 60’lı yaşlarda yeniden yükselme eğiliminde olduğudur. Stresin azalması, iş yükünün hafiflemesi ve düzenli uyku, enerji seviyelerini dengelemeye yardımcı olmaktadır. Bilim insanları, düzenli ağırlık ve direnç egzersizlerinin, ileri yaşlarda bile kas gücünü ve metabolik sağlığı iyileştirerek enerji seviyelerini artırabileceğini belirtmektedir.

Prof. Spear, “Amaç, 20’li yaşlardaki enerjiyi yeniden yakalamak değil; toparlanmayı devam ettirmek ve önceliklendirmek” diyerek şu önerilerde bulundu: Düzenli uyku saatleri oluşturmak, kas kütlesini korumaya yönelik egzersizler yapmak, stresi bastırmak yerine yönetmek ve yeterli protein alımına dikkat etmek.

reklam

YORUM YAP