reklam
reklam
DOLAR 44,3329 % 0.07
EURO 51,0213 % -0.56
STERLIN 58,9084 % -0.37
FRANG 55,9215 % -0.58
ALTIN 6.078,46 % -5,12
BITCOIN 68.453,26 -0.248
reklam

Obezite hayattan 5-10 yıl çalıyor

Yayınlanma Tarihi : Google News
Obezite hayattan 5-10 yıl çalıyor
reklam

NALAN GÜNEŞ / NEFES

Koç Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilek Yazıcı ile 200’den fazla sağlık sorununa yol açan obeziteyi ve yapılması gerekenleri konuştuk.

– Obezite hangi sağlık sorunlarına yol açıyor?

Obeziteye bağlı 200’den fazla sağlık sorununun ortaya çıktığı görülmüştür. Bunların başında insülin direnci ve şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği gibi metabolik durumlar gelmektedir. Hastaların kan yağlarında artış görülebileceği gibi, tansiyon yükselmesi de sık görülen bir durumdur. Karaciğer yağlanması önemli bir komplikasyon olup, siroza kadar ilerleyebilir. Karın çevresinde yağ birikimi iç organlarda, özellikle karaciğerde yağlanmayı gösterir ve süregelen bir inflamasyon, yani yangı durumuyla birlikte damar sertliğini de tetikleyebilir. Obezitesi olan kişilerde kalp krizi ve inme riski artmıştır. Kadınlarda adet düzensizliği ve tüylenme artışıyla birlikte polikistik over sendromu görülebilmektedir. Her iki cinsiyette doğurganlık problemlerine rastlanabilir. Erkeklerde bağırsak ve prostat, kadınlarda da göğüs ve rahim kanserleri obeziteli kişilerde daha sık görülmektedir.

– Obezitenin stres, depresyon veya özgüven kaybıyla ilişkisi nedir?

Obezitede psikolojik etmenlerin çok önemli rol oynadığını düşünmekteyim. İlk olarak yeme davranışı psikolojik etmenlerden çok fazla etkilenmektedir; kişiler kendilerini kötü hissettiklerinde, özellikle stres altında olduklarında daha fazla yemek yeme, daha fazla atıştırma meylinde olabilirler. Bunun yanında, iyi bir şey olduğu zaman da yemeğin ödül olması düşüncesiyle yine yemek yemektedirler.

– Fazla kilo hayat süresini ve yaşam kalitesini nasıl etkiliyor?

Obezite, neden olduğu birçok sağlık sorunu aracılığıyla kişinin yaşam kalitesini belirgin şekilde azalttığı gibi, yaşam süresini de kısaltmaktadır. Diz ve bel ağrısı gibi sorunlar hareket etmeyi zorlaştırmakta, uyku apnesi sağlıklı uykuyu engellemekte, depresyon da yaşam kalitesini çok belirgin olarak azaltmaktadır. En önemlisi, kalp damar hastalıkları kişilerin yaşam kalitesini bozmaktadır. Obeziteli kişilerde ölüm nedenlerinin başında kalp problemleri gelmektedir. Obezite kişinin yaşam süresinin yaklaşık 5-10 yıl kadar kısalmasına yol açar. Ayrıca obeziteli kişilerde birçok kanser riski de artmış olup, bunlar da yaşam kalitesine ve süresine olumsuz etki etmektedir.

– Beslenme ve egzersiz programları tek başına yeterli olur mu?

Beslenme ve egzersiz programları obezite tedavisinde olmazsa olmazlardır. Diyet programları bireysel değişkenlik göstermekle birlikte, kişilerde yaklaşık %5 ile 10 civarında kilo kaybı sağlamaktadır. Bunun yanına egzersiz eklenmesi, kas oranını ve kütlesini artırmak yoluyla bazal metabolizma hızının artırılmasını ve egzersizin vücutta daha birçok olumlu etkisinden faydalanmayı sağlar. Ancak önemli bir husus, hem diyet hem de egzersiz programlarının sürdürülebilirliğinin çok fazla olmamasıdır. Bunların psikolojik yardımla desteklenmesi de oldukça etkili olmaktadır.

– Doktor kontrolünde uygulanan tıbbi tedavi yöntemleri neler?

Obezite tedavisindeki hedefimiz sadece kilo vermek değil, aynı zamanda bahsettiğimiz komplikasyonlarda da bir düzelme olmasını sağlamaktır. Bilimsel veriler %5’lik bir kilo kaybının bile kan şekerinde, kan basıncında, kan yağlarında belli oranda düşme sağladığını ve kişinin yaşam kalitesini artırdığını göstermektedir. Obezitede ilaçlar, Vücut Kitle İndeksi 30 kg/m2 veya üstünde olduğunda veya 27 kg/m2 veya üstünde olup obeziteye bağlı sağlık sorunları gelişen hastalarda uygulanır. Bu ilaçlar hormonların tek başına veya birbirleriyle ikili kombinasyonları halinde çok ciddi (%16-22’lerde) kilo kaybı sağlamakta ve aynı zamanda komplikasyonlarda da düzelmeye neden olabilmektedir. Bir de tabii cerrahi seçeneği vardır ki, bu da doğru hastada çok ciddi kilo kaybı ve diyabet gibi obezite komplikasyonlarında düzelme sağlamaktadır.

– Obezite cerrahisi kimler için uygun?

Cerrahi önermek için diğer yöntemlerin yetersiz olmasının yanında, hastaların belli vücut kitle indeksinin üzerinde olmaları gerekir. Vücut Kitle İndeksi 40’ın üzerindeki hastalar ve 35’in üzerinde olup en az bir komplikasyonu olan hastalar ameliyat için adaydırlar. Ayrıca, çok kontrolsüz bir şeker hastalığı (Tip 2) varlığında, seçilmiş hastalarda Vücut Kitle İndeksi 30’lardan itibaren de operasyon önerilebilmektedir. Cerrahi sonrası da çok zorlu bir süreç hastaları beklemektedir; ilk zamanlarda sadece sıvı ile beslenirlerken, normal beslenmeye geçmeleri aylar alabilir. Cerrahiye bağlı olarak ağırlıklı olarak besin eksiklikleri ve buna bağlı kemik erimesi, kansızlık gibi komplikasyonlar görülebilmektedir. Cerrahi geçirmiş hastaların düzenli olarak endokrinolog veya iç hastalıkları uzmanı ve diyetisyen takibinde olmaları gerekmektedir.

Hayat tarzı değişikliği şart

– Zayıflama iğneleri hakkında bilgi verir misiniz?
Bu konuda ilk söyleyeceğim şey, ilaçların gerçekten ihtiyacı olan kişiler tarafından ve doktor kontrolünde kullanılması gerekliliğidir. Ne zaman ilaç verme ihtiyacı duyuyoruz? Obezite ilişkili sağlık sorunları varsa ilaç tedavilerini öneriyoruz. Ancak bu ilaçları kişilerin mutlaka yanında hayat tarzı değişikliklerini de yapmasını önererek veriyoruz. Bunlar vücudun kendi hormonlarından türetiliyorlar ve mekanizmaları iştahı baskılamak ve daha az yemek yenmesini sağlamak, duygusal yeme ataklarını azaltmak ve zevk için yemek yemeyi azaltmak. Bu yolla daha az kalori alımını ve kilo kaybını sağlamaktalar. Metabolizma hızlandırma gibi bir etkileri yok, bunu özellikle hatırlatmak gerekir. İlaçlar ciddî kilo kaybı sağlamak yoluyla ve olası bazı başka inflamasyon/yangıyı azaltma etkileri aracılığıyla obezitenin neden olduğu birçok komplikasyon üzerine olumlu etki yapmaktadır.

Zayıflama iğnelerinin yan etkilerine dikkat

– Bulantı en sık görülen yan etki olup, bazen ishal bazen de ciddi kabızlık görülebilir. Kime hangi yan etkiyi yapabileceğini şu andaki bilgilerimizle öngörme şansımız yok. Bu nedenle, ilaçlara genellikle düşük dozlarda başlayıp yavaş yavaş doz artırmaktayız ve bu esnada yan etkilere de hastalar alışmaktalar.

– Hızlı kilo verme sonucu görülen safra kesesi taşlarına da bu ilaç kullanımı sırasında rastlanmaktadır.

– Bir de mekanizması tam olarak açıklanamasa da daha ziyade safra kesesinde taşı olanlarda görülebilecek pankreas iltihabı da çok nadir görülen bir yan etkidir.

– Bazı hastalarda saç dökülmesi, halsizlik, baş ağrısı gibi durumlar görülebilmektedir.

– Dikkat çeken başka bir yan etki ise çok ciddi kilo kayıplarında görülen kas kayıplarıdır. Bu, özellikle gıdasında yeteri kadar protein almayan ve kas miktarını artırmak için direnç egzersizi yapmayanlarda daha fazla görülmektedir.

– Ayrıca diyabetli kişilerde, kullanımlarda göz dibinde damar değişikliğini kötüleştirebileceğine dair bazı veriler bulunmaktadır.

– Bunun yanında, hayvan çalışmalarında tiroid bezindeki bazı nadir görülen kanserli hücrelerde artışa yol açtığı gösterilmiştir. Bu nedenle kendisinde veya ailesinde medüller tiroid kanseri olan kişilerde bu ilaçlar kullanılmamalıdır.

– Hızlı kilo kaybı yöntemleri tehlikeli mi?

Şok diyetler veya aşırı düşük kalorili beslenme gibi hızlı kilo verme yöntemleri, vücudun biyolojik dengesini bozduğu için zararlı olabilir. Hızlı kilo kaybı, safra kesesi taşlarının oluşum riskini ciddi oranda artırır. Çok kısıtlı diyetler, vücudun ihtiyacı olan vitamin ve minerallerin alınmasını engeller. Bunun sonucunda saç dökülmesi, tırnak kırılması, aşırı yorgunluk, halsizlik ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sorunlar baş gösterebilir. Yine vücuttaki sodyum, potasyum ve magnezyum gibi elektrolitlerin dengesinin bozulması, kalp ritim bozukluklarına ve nörolojik sorunlara yol açabilir.

– Obezite genetik mi?

Çalışmalarda anne veya babadan biri obeziteli ise %40, ikisi obeziteli ise %90 oranında çocukta da obezite görülme olasılığı gösterilmiştir. Çocukluk çağında aşırı kilolu olan çocukların %70’inde erişkin dönemde aşırı kilolu olma riski mevcuttur. Obezitenin genetik nedenleri uzun yıllardan beri araştırılmaktadır.

Obezitenin bir irade eksikliği değil, genetik, biyolojik, çevresel ve sosyoekonomik boyutları olan kronik bir hastalık olduğu net biçimde anlatılmalıdır. Farkındalık çalışmalarına çocukluk yaşlarında başlamak gerekmektedir. Okullar bu konuda en kritik yerlerdir. Sağlıklı beslenme ve temel besin öğeleri derslerde öğretilmelidir. Sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik eğitimler de yaygınlaştırılmalıdır. Uzman görüşleriyle, doğru ve sade içerikler üretilmelidir. Aile sağlığı merkezlerinde obezite taraması yapılabilir. Sağlık Bakanlığı, akademik kurumlar, STK’lar ve yerel yönetimler arasında eşgüdümlü kampanyalar yürütülmelidir. Ulusal farkındalık günleri, paneller ve toplum temelli etkinlikler desteklenmelidir.

reklam

YORUM YAP